|
Hani bir büyük sıkıntı anında kırılır ya, yüreğinizdeki bütün aynalar:Kırılarda hani, kırık aynalarda oynaşır ya hayalleriniz. Ümitleriniz tökezler de hani, tereddütlere düşersiniz ya kimi zaman:Çırpınırsınız ..
Hani çırpınırken uzanacak bir dost eli ararsınız, fakat bulamazsınız bir türlü; ve kala kalırsınız ya hani dertlerinizle baş başa, kimsesiz, dostsuz Ozaman bilin ki Allah kimsesizlerin kimsesidir Bilin ki Allah dosttur: Dost istersiniz Allah yeter!
Hani en soluksuz deminizde hayallerinizin kıyısına çömelip başınız ellerinizin arasında sevginize ağıt yakarsınız ya
Hani çözümsüzlüğe çaresizliğe tıkanır da uçan kuştan teselli arar hale gelirsiniz ya bazen
Hani yıllarınızı verdiğiniz yerde soluksuz kalıp yıllara kurban olursunuz da bir türlü anlaşılamamanın hicranına düşersiniz ya
Hani kuşlar şen çığlıklarla uçup geçerken üstünüzden bir Zümrüd-ü Anka olup onlarla birlikte uçmak istersiniz ya: Uçmak değil, kendinizden kaçmak
Hani kendi garipliğinizden, yalnızlığınızdan kaçmak istedikçe yalnızlığınıza, garipliğinize saplanırsınız ya boylu boyunca
YALNIZ DEĞİLSİNİZ:Herkesin ve her şeyin bittiği anlarda da Allah var!
Öyle bir an gelir ki, koca kainatın içinde ufalıp zerreleştiğinizi idrak edersiniz. Bir yanınızda acziniz, bir yanınızda zaafınız, bir yanınızda fakrınız ve dolu dolu çaresizliğinizle baş başa kalırsınız
İşte o an insanca iradenin çözüldüğü ve insanoğlunun kendinde vehmettiği gücün ayaklarına dolaştığı andır: O an gerçekten kulluk anıdır.
İradeniz çözülüp kendinizde vehmettiğiniz güçler ayağınıza dolandıkça derin aczinizle birlikte kulluğunuzu idrak edip Külli İrade Sahibine yönelin.
ŞİMDİ VAKİT DUA VAKTİDİR: " Duanız olmasaydı ne ehemmiyetiniz olurdu "buyuran Yaratıcı ya iltica vakti ...
Bütün kapıların kapandığını sandığınız anda dua kapısı ardına kadar açılır önünüzde, çarelerin bittiği yerde dua tek çare olarak karşınıza çıkar
Çözümsüzlüğe tıkanıp uyuyamadığınız uzun gecelerden bir gece kalkın. Şebnemlerin sabah meltemiyle kucaklaştığı bu hasret vaktinde rahmetin ve şefkatin tecellisini yatakta bekleyin tembelliğinizi sürüyerek dirilin
Uykusuz geçirdiğiniz koca bir elem gecesinde hangi problemi çözdüğünüzü düşünün. Kendinizi hırpalamanın dışında neye yaramış ki kuruntularınız, dertlenmenizle neyi halletmişsiniz?
Vah zavallı ben! Kendimde bir güç ve kudret vehmettikçe kudretim aczime çarpıp tuz-buz oluyor. Eğer idrak edebilseydim varlık sebebimi, gerçekten anlayabilseydim Rabbim gemisinde bir yolcu olduğumu, sırtımda dünya yüküyle kendime işkence eder miydim?
İstesek de, istemesek de dünya dönüyor, güneş doğuyor, yağmur yağıyor, rüzgar esiyor, çiçek açıyor İstesek de, istemesek de yaşlanıyoruz.
Bir saniye öncesi kaybımız, bir saniye sonrası ise meçhulümüz: Elimizde sadece yaşadığımız an var. Ne kadar çaresisiz!
Öyleyse bırakalım her şeye hükmeden versin hakkımızda en hayırlı hükmü.
Atın sırtınızdan dünya elemini, durun Allahın huzuruna; sonra diz çökün önüne, boyun bükün. Hükme tabi olup elemlerden kurtulmak varken, kendimizi hüküm mevkiinde sayıp rezil olmak niye? Üstelik takatımız yükümüzü taşımaya etmiyor.
Bin hamal gibi vehimlerimi ömür boyu taşımaktan bıktım; Artık Yaradana tümden teslim olup kullukta varlık aramak istiyorum.
Ya rab! Çaresi bulunan şeyde acze, bulunmayan şeyde yese düşürme bizi diye de dua ediyorum.
Zaten hayat da uzun bir duadır!
Muhammed Yıldız
08:00 - 8/8/2008 - {4} -
Yılbaşı neyimiz olur?
Ramazan Bayramımız mı? , Kandilimiz mi? Kurban Bayramımız mı?
Biz muharremlerle Martlarla başlayan hicri yıllarda biliriz… ki hiç biri böyle şımarıklıkla, böyle ayyaşlıkla böyle kumarbazlıkla açılmazdı. Hepsi efendi yıllardı..
Hele o noel baba denen bunakta kimimiz …
Babamız mı? dedemiz mi? amcamız mı ?
Bir zamanlar silahla giremediği yerlere şimdi sakalıyla saygılar toplayarak girebiliyor.
O adıyla sanıyla bir misyonerdir… ki kılığını değiştirmiştir.ve bizi avlamaya kucağında getirdiği oyuncaklar ilede en can alıcı noktamızdan ÇOCUKLARIMIZDAN başlatmıştır.
Aksine bu geceyi bolca kuran okuyarak ibadet ederek geçirelim
İslamiyete yakışmayan bu hallerden uzak duralım,
DİNİMİZİ HİÇE SAYIP MÜSLÜMANLIĞIMIZI KATBETMEYELİM Ve PEYGAMBERİMİZE HAKARET EDEN BİR TOPLULUĞUN ÖRFÜNÜ LÜTFEN ALMAYALIM !!!...
12:07 - 31/12/2007 - {3} -
Turkceyasam blogcu com arkadaşıma teşekkür ederim maili için
...Hazır Cevaplar... (1)
ÖLÜLER ÇİÇEK KOKLAMAZ Amerikalı iş adamı, bir Çinliye alay ederek sormuş: - Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne Zaman yiyecek? Çinli başını kaldırmadan cevap vermiş: - Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı Zaman.
YIKA DA GETİR Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi birlikte yemek yerken, Şinasi garsonu çağırır ve su ister. Şinasinin kirden ve mikroptan eldivenle el sıkacak derecede korktuğunu bilen Süleyman Nazif garsona seslenmeden edemez: - Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da öyle getir.
SUSTURUCU TEDAVİ Zamane gençlerinden biri,bir toplantıda Akifi küçük düşürmeye çalışıp: - Siz baytardinız, değil mi? Demiş. Akif, istifini bozmadan şu cevabı vermiş: - Evet,bir yeriniz mi ağrıyordu?
NE ALIRSINIZ? Yahya Kemal bir yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese kalır. Yokuşun sonundaki lokantadan bir garson seslenir: - Buyrun beyim ne alırsınız? Yahya Kemal tebessümle: - Evlat,müsaade edersen bir nefes alacağım.
SIR SAKLAMAK Yavuz Sultan Selim, bir çok Osmanlı Padişahı gibi devletin selameti için sefer hazırlıklarını gizli tutarmış. Bir keresinde vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona: - Sen sır saklamasını bilir misin? diye sormuş. Vezir, Yavuzdan cevap alacağı ümidiyle: - Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Sultan Yavuz cevabı yapıştırmış: - Ben de bilirim.
CENNETİN YOLU Hristiyan din adamlarından biri, Ülkemize gelerek küçük bir çocuktan kendisine o şehirdeki kiliseyi göstermesini ister. Kiliseye ulaştıklarında, papaz: - Aferin çocuğum, der. Yarın buraya gel de, sana cennetin yolunu göstereyim. Çocuk, papazın niyetini sezerek: - Siz, kilisenin yolunu dahi bilmiyorsunuz, diye cevap verir. Cennetin yolunu nasıl bileceksiniz ki?
NE ALIRSINIZ ? Çok şişman olan Yahya Kemâl, bir yokuşun sonundaki lokantanın önünde dinlenirken,içeriden çıkan garson: - Buyurun beyim, diye atılmış. Ne alırsınız? Yahya Kemal, tebessüm edip: - Evlât, demiş. Müsaade edersen biraz nefes alacağım.
Çanakkale İÇİNDE İngiliz garson, Türk müşteriye:  - Çanakkale'de çok askerimizi öldürdüğünüz için sizleri pek sevmeyiz deyince, bizimkinden gayet soğukkanlı bir şekilde şu cevabı almış: - Orada ne işiniz vardı?
HASTANIN YEMEĞİ Lokman Hekime: - Hastamıza ne yedirelim? diye sorduklarında, şu cevabı vermiş: - Acı söz yedirmeyin de, ne yese olur.
NEYZENİN NEZAKETİ! Mehmet Âkif, elini yıkadıktan sonra, Neyzen Tevfik'in kendisine uzattığı havlunun kirini görünce: - Hayır, diye bağırmış. Elimi daha yeni yıkadım.
GÖNÜLSÜZ GÖNÜL Abdülhak Hâmidin evindeki sohbette, konu gençlik ve ihtiyarlıktan açılır. Yaşı geçmiş bir hanım, Abdülhak Hamide döner ve: - Efendim, gönül kocamaz! der. Hamid cevap verir: - Kocamaz ama, kocamış bir vücut içinde oturmak da istemez.
BÖYLE KORUNUR Çok değerli olan kütüphanesini millete vakfeden Koca Ragıp Paşa, onların bakımı için tanıdıklarından birini memur tayin eder. öss Bir gün ansızın kütüphanesini ziyarete giden Paşa, etrafı ve kitapları toz, toprak içinde bulunca canı çok sıkılır ve belli etmemeye çalışarak: - Seni tebrik ederim yavrum, der. Gerçekten de gerçekten de emniyetli bir adammışsın. Teslim edilen şeylere hiç el sürmemişsin, âferin!
VELÂYETİN GÖRDÜĞÜ Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Murat Han: - Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz diye çıkışır. Orada bulunan ve velâyet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin Hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der: - Peder ne der, kader ne der.
ÇIKMAYAN MANA Mehmet Akif, Baytar Mektebinde müdür muavini olarak çalıştığı bir dönemde, muhasebeden gelen bir yazıyı anlayamaz. Yazıyı kaleme alan Salih Efendiyi aratarak yazıda ne demek istediğini sorar:.: - Salih Efendi İki türlü mana çıksın diye böyle yazdık efendim cevabını verince, Akif dayanamaz ve: - Hayret doğrusu, der. Biz birini bile çıkartamadık da.
BİRBİRİNE BAĞLI Hâkim, kaza yaparak birkaç kişinin ölümüne yol açan bir şoförün ehliyetini iptal edince, şoför: - Aman hakim bey, diye sızlanmış. Benim yaşayabilmem, şoförlük yapmama bağlı. Hâkim cevap vermiş: - Başkalarının yaşaması da sizin şoförlük yapmamanıza bağlı.
10:25 - 25/8/2007 - {6} -
Değerli Turkceyasam blogcu arkadaşım tarafından gelen çok hoş ve bizlere uyarıcı nitelikteki bir mail paylaşmak istedim, sevgilerimle…cansofi
Vatandaş Türk Osman

Türkiye'de çağdaşlık, kullanılan yabancı sözcüklerle ölçülür hale geldi ya! Maşallah, 'aynı dili kullanmayan' özürlüler gibi olduk; bir tür sağırlar diyaloğu. 4. Uluslararası Türkçe Olimpiyadı'nı da dikkatlere sunmak adına bu konuya pencere açalım istedik. Okurlarımızdan Cemil Gençbey, Bu konudaki görgüsüzlüğümüze yönelik tepki duyanlardan... Cemil Bey, aşağıdaki mektubu göndermiş. Sizinle de paylaşalım istedik.
'..'Vatandaş Türk Osman' Bey, sabah 7.00'de Casio masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı. Puffy yorganını kaldırdı. Hugo Boss pijamalarını çıkarıp Adidas terliklerini giydi. Clear şampuanı ve Protex sabunuyla duşunu aldı. Colgate ile dişlerini fırçalayıp, Rowenta ile saçlarını kuruttu. Bill's gömleğini ve Pierre Cardin takımını giydi, Lipton çayını içti. Sony televizyonda medya özetlerini ve flash haberleri izledi.
Citizen kol saatine baktı. Aile fertlerine 'çav' deyip Hyundai otomobiline bindi. Blaupunkt radyosunu açarak, rock müziği buldu. Ağzına bir Polo şeker attı. Şehrin göbeğindeki Mega Center'daki ofisine varınca, Casper bilgisayarını çalıştırdı. Microsoft Excel'e girdi. Ofisboy'dan Nescafe'sini istedi. Saat 10.00'a doğru açlığını yatıştırmak için Grissini yedi. Öğlen Wimpy's Fast Food kafeteryaya gitti. Ayaküstü Coca Cola ve hamburgeri mideye indirdi. Akşamüzeri iş çıkışı Image Bar'a uğrayıp CB'sini yudumladı, sonra köşedeki Shopping Center'a uğradı.
Eşinin sipariş ettiği Persil Supra deterjan, Ace çamaşır suyu, Palmolive şampuan, Gala tuvalet kağıdı, Sprite gazoz ve Johnson kolonyayı alarak kasaya yanaştı. Bonus kartıyla faturayı ödedi. Hafta sonu eşi Münevver'le Galeria'ya giden Osman Bey, Showroom'ları dolaşıp Kinetix ayakkabı, Lee Cooper blue jean satın aldı. Akşam evde bir gazetenin verdiği TV Guide'a göz atan Osman Bey, kanallar arasında zapping yaparak, First Class, Top Secret, Paparazzi gibi programları izledi. Aynı anda Outdoor dergisini karıştırdı. Saat 22.00'ye doğru Show'da Türk dili üzerine panel başladı.
Uykusu gelen Osman Bey, televizyonu kapatıp yatak odasına geçerken, kendini mutlu hissetti. 'Ne mutlu Türk'üm diyene' diye gerindi.'
Kaynak: Akşam Şakir Süter - sakir.suter@aksam.com.tr
08:59 - 15/8/2007 - {3} -
 Shot at 2007-06-26 Bir Çocuk Yüzü, Dayalı Cama Oya GÖNEN
KUCUK COCUGUN DUASI
Eger biraz genc olsaydim, yuzup onu alirdim!. dedi. Ama simdi adim bile atamiyorum. Kucuk cocuk, ona cevap vermedi. Ve kiyidan uzaklasan topunu daha iyi gorebilmek icin, hemen yanindaki tumsege cikti. Yasli adam, sakin bir ses tonuyla: - Umidini hicbir zaman kaybetme!. dedi. Bence dua etsen cok iyi olur. Cocuk, buyuk bir sevincle: - Dua etsem topum geri gelir mi? diye sordu. Denize dustugu yeri bilir mi? - Allah isterse eger, ona ogretir!. dedi ihtiyar. Topun geri gelmese de, dualarin sevabi sana yeter. Kucuk cocuk, yasli adamin sozlerini biraz dusundukten sonra, her okudugunda dedesinden bahsis kopardigi dualari ard arda siraladi. Daha sonra da, topun donmesi icin Allah’tan yardim istedi. Ama uzuntusu azalmamisti. O topa bir suru para harcamis, bayram parasini bile ona katmisti. Simdi artik tek sansi, bazen oldugu gibi, ruzgarin aniden yon degistirmesiydi. Ama deniz cok buyuktu, topu ise kucucuk. Aksam ustu hava biraz daha sertlesti. Ve gunes batmak uzereyken sandallar dondu. Cocuk, eve gitmek istemiyordu. Bu yuzden de ihtiyarla birlikte oyalandi. Yasli adam, hep ayni balikcidan alisveris yapardi. Sonunda onu bulup: - Aviniz insallah iyi gecmistir!. dedi Eger varsa, birkac kilo alabilirim. Sandaldaki adam, bir kova icindeki baliklari gosterip: - Zaten ancak o kadarcik tutmustum, dedi. Denizde “av” diye bir sey kalmadi. - Dua etmeyi denediniz mi? diye atildi cocuk. Umidinizi sakin kaybetmeyin!. Balikci icin her sey tesaduftu. Bunun icin de “rasgele” derlerdi. Ama simdi bir sey hatirlamisti. Yillar yili unuttugu bir seyi. Cocugun yanaklarini oksarken: - Dua ha!. diye mirildandi. O zaman tutar miyim? - Tutamasaniz bile, dualarin sevabi size yeter, dedi cocuk. Bunu yeni ogrendim. Balikci, boyle bir sozu ilk defa duyuyordu. Basini agir agir sallayarak: - Ben de yeni ogrendim!. diye gulumsedi. Ustelik de kucuk bir ogretmenden. Cocuk, bu sozlerden cok hoslanmisti. Artik topun gitmesine uzulmuyordu. Yanindaki yasli adam ona bir goz kirparken, balikci tekrar sandala yoneldi ve aglarin uzerindeki eski ortuyu acti. Bir top vardi orada. Henuz islak oldugundan, isil isil parildayan bir futbol topu. Balikci, onu cocuga uzatip: - Ogretmenlerin hakki hic odenmez!. dedi. Bunu biraz once denizde buldum!. Kucuk cocuk, ruyada olmaliydi. Hic beklenmedik seylerin yasandigi bir ruya. Aceleyle saga sola bakindi. Ama her sey gercekti. Balikci da, sandal da, ihtiyar da… Topu ise, iste ellerindeydi. Ona sikica sarilip: - Bir daha benden izinsiz gezmek yok!. dedi. Ya dua etmeseydim ne olurdun o zaman?
16:30 - 26/6/2007 - {8} -
|