Untitled Document




Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Untitled Document Yeni Sayfa 1









Gül Düşünürsen Gülistan Olursun, Diken Düşünüren Dikenlik Olursun Mevlâna K.s.

İnsan Karşısındakinden Neler Bekler?

Kategori: KisiselGelisim

İnsan Karşısındakinden Neler Bekler ?

Genç arkadaşlardan gelen maillere bakınca böyle bir konuya değinmenin yararlı olacağını düşündüm. Yeni yetişen nesil çok acıdır ki toplumsal kural ve kaideleri yeterince içine sindirememiş olarak büyüyor.

Eskiden “ayıp” vardı sevgili okurlar. ve bence “ayıp” iyi bir şeydi. Çünkü bizim hal, hareket, davranış ve tavırlarınızı “öteki”ne göre ayarlamamızı sağlayan, bizi birbirimize karşı “saygılı” davranmaya yönelten bir süreçti. Şimdilerde pek kalmadı.

Eskilerin deyimiyle “ayıp”lar ortadan kalkınca, yine eskilerin deyimiyle “adap-ı muaşeret” diye bilinen ve hepimizin “görgü kuralları” diye adlandırdığımız, ortak yaşam kuralları da sanki yok olup gitmeye başladı hayatımızdan.…şimdi bir “dobra dobra”lıktır almış başına gidiyor. Eskiden olduğu gibi nazik davranmayı unuttuk ve artık kimse “lafını çekmiyor(!)”… herkesin aklındaki ağzında… Oysa ki… oysa ki beynimizde bazı süzgeçler vardır. İnsanın aklına geleni ağzından çıkarmaması gerektiğini bilerek büyümesi gerekir. Atasözlerimiz unutuldu, yaşam zorlaşmaya başladı gibi geliyor bana. Özümüze dönersek, kendi toplumsal bilinçaltımıza doğru gidersek, orada sosyal yaşamı kolaylaştıran, birinin diğerini zorlamadığı, yıpratmadığı keyifli bilgilerle karşılaşabiliriz.    

Hatırlar mısınız bilmem… köşesinde oturan pamuk gibi yaşlı anneanneler olurdu. Çocuklar veya etraftaki gençler birbirlerini incitici sözler söylediğinde “Boğaz kırk boğumdur oğlum… hiii… ayıp… öyle her aklına gelen söylenmez yavrucum… bak üzdün ablanı…” diyerek tatlı tatlı engel olurlardı yeni yetişen nesillere. Ve onlara “bir sözü söylemeden önce, iki kez düşün” sistemini yerleştirirlerdi.    

Eskiden, çok eskiden, bilim adamı veya insanlara tıbbı olarak yardımcı olmaya çalışan hocaların sinir hastası veya ruhsal olarak hasta olan kişileri nasıl ayırt ettiklerini okumuştum birkaç yıl önce bilimsel bir makalede. Size de söyleyeyim…   O dönemde öğrencilerine hasta insanı tanımlarken hocaları derlermiş ki: “Bak… şu insan hasta…(hatta o dönemin tabiriyle ‘deli’ diye tabir ederlermiş)     Öğrenciler merakla sorarlarmış: “Hocam! Nerden anladınız?”    Cevap kısa ve net: “Baksanıza! Aklına geleni anında söylüyor. Beynindeki süzgeci kullanmıyor. Aklına geleni, hiçbir süzgeçten geçirmiyor, doğrudan karşısındakinin yüzüne her sözü söyleyebiliyor.”    

Bu bilgiden yola çıkarsak; günümüz şartlarında sağlıklı insan sayısının ne kadar da azaldığını görmemek mümkün değil sevgili okurlar. …   Günümüzün değişen yaşam koşulları herkesi “dobra dobra” yaptı. Gerçi birileri uzaydan gelip de o şartları değiştirmedi. Hepsini biz insanlar yaptık. Hatta sanki çok iyi bir şeymiş gibi bu kavram üzerine televizyon programları bile yapılmaya başlandı. Kim kime ne demiş, kim kimi nerede nasıl kandırmış/aldatmış… her şey ama her şey yerlerde. Ve genç arkadaşlarımız maalesef görgü kurallarından uzak durumda.   

Gençlerden gelen ve “İnsanlara nasıl davranacağımı bilmiyorum. İnsanlar benden ne bekliyor bilmiyorum.” Veya “İnsanlardan ne bekleyeceğimi bilmiyorum.” Şeklinde yaşanan karmaşaların tümü, aslına bakarsanız “görgü kuralları”nın ihmal edilmesinden kaynaklanıyor.   

Biz uzmanlar, yaptığımız psikolojik destek çalışmalarında, sizlere iletişim odaklı yardımlar yaparız. Evlilik terapileri, bireysel destek çalışmaları gibi aklınıza gelebilecek her türlü sorunun ardında, iletişim çatışmaları yatar. Ve bizler sizin iletişiminizin önündeki engellerin tümünü kaldırmaya çalıştığımızda… ve sizler de edindiğiniz iletişim odaklı bilgileri hayatınıza uyguladıkça, yaşamınızı bir yerden daha kaliteli başka bir noktaya taşıdığınızı görürsünüz. İletişim kuralları diye anlatmaya çalıştığımız bilgilerin tamamı da neredeyse “Görgü Kuralları” diye bildiğiniz yaşam ilkelerinin ta kendisidir.    

Aile içi çatışmalar… arkadaş anlaşmazlıkları… iş ve meslek sıkıntıları… karı-koca kavgaları….vs. gibi sorunların tamamı “Karşınızdaki sizden ne bekler? Siz ondan ne beklemelisiniz?” gibi temel bir zemine oturtularak çözümlenir. …   Dilerseniz günlük pratiğiniz açısından sizin için hızlıca sıralayayım insan karşısındakinden ne bekler..?    Öncelikle insanlar birbirinden saygı ve sevgi bekler. Ama bu saygı ve sevgi laf olsun şeklinde olmamalı. Gerçek bir saygıdan, gerçek bir sevgiden bahsediyorum. Hayata indirgenmiş olan, kelimelerden sıyrılıp yaşamın içine sindirilmiş olan sevgiden ve saygıdan… “Sana saygı duyuyorum ama… sen falanca(!) adamın tekisin…” şeklinde saygı olmaz. Saygı zaten “o hakaret içeren ifadeyi kullanmamaktır” sevgili okurlar. dedikodu programlarında olduğu gibi “Falanca kişi benim dostumdur. İşini iyi yapar. Kendisine çok saygı duyarım ama, eşini de böyle böyle aldattı… insanları böyle kandırdı… şöyle sahtekarlık yaptı…. Severim kendisini ama böyle de olmaz ki canım…” gibi sözleri söyleyip, sonra da ne kadar da saygılı bir insan olduğumuzdan ve ilişkimizin saygı zemininde yaşandığını iddia etmekten daha aptalca bir şey olamaz. Ne kendimizi kandırabiliriz bu gibi durumlarda ne de başkalarını.  

İnsanlar sizin onları eleştirmenizden hiç hoşlanmaz. O nedenle bütün iyi niyetinize rağmen onları kesinlikle eleştirmeyin. Psikolojinin ana kurallarından birisidir: “Karşınızdakinin talep etmediği yorum, saldırganlıktır.” İnsanlar herhangi bir konuda sizin fikrinizi sormamışsa, durduk yere kendi fikrinizi söylemeyin. Ne kadar iyi niyetli olursanız olun, karşınızdakinin talep etmediği sözleri söylemeniz, o kişiye saldırganca davranıyormuşsunuz gibi bir etki yapar. Kısaca, karşınızdaki sizden, -aklınıza estikçe- onu eleştirmemenizi ister. 

İnsanlar oldukları gibi kabul edilmek isterler. O nedenle karşınızdaki insanları değiştirmeye çalışmayın. Birisiyle aranızın bozulmasını istiyorsanız, onu değiştirmeye çalışın. Göreceksiniz… en kısa zamanda aranız bozulacaktır… ayrıca planlar yapmanıza gerek bile kalmaz.   

Karşınızdaki insanlara seçim hakkı tanıyın. “Hayatta tek doğru var, o da benim söylediklerim.” Şeklindeki tutumlar, kişiler arası ilişkiyi olumsuz etkiler. Karşınızdaki insanların, kişisel seçimleri olduğunu unutmayın. Zorlamalar, kendi düşüncelerinizi zoraki kabul ettirmeye çalışmak gibi tavırlar, insanların sizden isteyeceği en son davranış şeklidir.    

İnsanlar, karşısındaki kişiler tarafından utandırılmamak isterler. O nedenle ne yaparsanız yapın ama karşınızdaki insanları asla utandırmayın. Ayıplarını, hatalarını yüzlerine vurmayın.  Karşınızdaki insanlar sizden güzel sözler, övgü ve onay beklerler. Tamam çok abartılı değil ama hoş sözler, güzel ifadelerle konuştuğunuzda ilişkinizin ne kadar güzel olacağını göreceksiniz.

Aklıma ne geldi bunu yazarken! Türk Edebiyatında öyle güzel örnekler var ki. Örneğin günümüzde “Nerelisiniz? Memleket neresi?” diye sorarız değil mi? Sami Paşazade Sezai’nin eserlerinin birisinde aynı sorunun sorulma biçimi “Şerefli doğum yeriniz, hangi güzellikler memleketidir?” şeklindeydi.

Bir cümle içinde birkaç yere iltifat etmek zor değil aslında. Zamanında yapıyormuşuz, neden şimdi de yapmayalım?    Karşımızdaki insanlar normal şartlarda bize yardım etmek isterler. Onlara, bize yardım etme fırsatını verebilmeliyiz. Her işimizi kendimiz yapacağız diye bir kaide yok. Günümüzde moda oldu. Kimse kimseye yardım etmiyor; çünkü kimse kendisine yardım ettirmiyor.

Dizi filmlerden hayatımıza giren yanlış bir alışkanlık bu! Birinin başı dertte, sıkıntı içinde. Arkadaşları soruyor “Senin için ne yapabilirim?” diye. Zorlukların ortasında çırpınıyor filmin kahramanı; ama kesinlikle kimseden yardım kabul etmiyor. Kişiler arası ilişkilerde, karşısındakine yardım etmek herkesi mutlu eder. Ve insanlara bu mutluluğu yaşamaları için fırsat vermek gerekir.     İnsanlar sizden doğru söylemenizi bekler. İkili ilişkilerde veya arkadaşlık ilişkilerinizde “Nasılsa anlamaz” diye gerçek olmayan bilgiler vermeyin. Nasılsa söylediğiniz sözlerin doğru olmadığı ortaya çıkacaktır.

İlişkinizdeki güvenin ve samimiyetin korunması, verilen bilgilerdeki içtenlik ve doğruluktan geçiyor. Psikolojideki temel ilkelerden birisidir: Herkes her şeyi bilir… siz söyleseniz de söylemeseniz de karşınızdaki insanlar bir şeylerin ters gittiğini anlarlar. O nedenle ya söylemeyin ya da doğru söyleyin.

Eksik/noksan bilgi, karşınızdaki insanların kendilerini aptal yerine kondukları duygusunu oluşturur. Bu da ilişkinize zarar verir.    Ve son hatırlatma… iyi bir dinleyici olun. Dinlemeyi bilmek ikili ilişkilerde ve toplumsal yaşamınızda en önemli malzemenizdir. Dinlemeyen, dinlemesini bilmeyen, dinlemeye tahammülü olmayan insanlar, iletişim özürlü olmaya mahkumdur. Karşınızdaki kişiye vereceğiniz cevabı düşünürken, kendisine söylenen sözleri bir türlü duyamayan ve dinlemeyen öyle çok insan var ki… iletişimin önündeki en önemli engel dinlememektir sevgili okurlar… dinleyen kulak, bakan göz olabilmektir yaşama sanatı… 

Minik bir ilaveyle bitireyim yazıyı. Giyiminize ve dış görüntünüze de özen gösterin. Karşınızdaki insanlar sizden özenli, derli toplu olmanızı ister. Üstü başı dağılmış, dayak yemiş hallerde görmek istemez.

Temizlik, bakımlı olmak her zaman önemlidir. …   

Karşınızdaki sizden ne bekler ? Merak ediyor musunuz…?    …dinleyin yeter…! Onları dinleyin… dinlemeyi biliyorsanız anlamanız zor olmayacaktır…  

Sevgiyle kalın…

 

Mehtap KAYAOĞLU   

 

 

 

- 31/1/2008 - Dostlarımızın Fikirleri {4} - Sizin Fikriniz Nedir?


Pencereniz nereye açılıyor?

Kategori: KisiselGelisim

Image Hosted by ImageShack.us
 

 

 

Pencereniz Nereye Açılıyor?

 

Pencereler vardır, dağlara bakar. Dağların yüksekliği kadar yükselir bakışlar. Dağların ardı gibi ulaşılmazlara da sahiptir, dağların bu tarafındakiler gibi, engelleri beraber aşacak dâvâ arkadaşlarına da. ..

Pencereler vardır, denize bakar. Açınca deniz vurur yüzünüze, kapatınca sessiz bir mavilik dolar evin içine. Deniz kadar derindir bakışlarınız, deniz kadar dalgalı olmasa bile hayatınız.
Pencereler vardır, nehirlere, derelere, şelalelere bakar. Berraklıktır duvarınıza asılı tablo. Huzur veren şırıltıdır, çalıp duran müzik. Aynı nehirde iki kere yıkanamamak gibi, aynı nehri iki kere seyredemezsiniz. Giden su damlacıkları, hayatınızdan da saniyeler götürür; eşsiz bir manzara seyrettirirken.

Pencereler vardır, uçsuz bucaksız ovalara bakar. Yürüseniz saatler sonra ulaşabileceğiniz noktadır, evinizin içinde bakakaldığınız. Gökyüzünün yer yüzüyle birleştiği o müthiş fotoğraf, yer ile gök arasındaki konumunuzu belirler: Ne kadar arzîsiniz ya da ne kadar semavî?

Pencereler vardır, kaldırımlara bakar. Gördüğünüz; insan ayakkabıları, kedi patileri, araba lastikleridir. İşittiğiniz; ayak sesleri, otomobil gürültüleri, sokak kavgalarıdır. ?Kaldırım manzaralı eviniz var mı?? diye sormazsınız asla, bir emlakçıya. Tercihiniz değil, mecburiyetinizdir kaldırımlar; ama ufkunuzu geliştirmek, başka dünyalara pencereler açmak elinizdedir.

Pencereler vardır, karşı apartmana bakar. Sokaktan geçen arabalar, oyun oynayan çocuklar ve balkonda çay içen komşulardır; evinizden dış dünyaya açılan. Komşunuzun da sizden farkı yoktur; onun için de siz bir manzarasınızdır, penceresini açtığında. Siz ve komşunuz, karşılıklı iki ayna gibidir; ama bu aynadan sonsuz görüntüler çıkmaz.

Pencereler vardır, hayata bakar. Hayattan ne anlıyorsa insan, o kadar geniş, o kadar ferah, o kadar huzur vericidir; penceresinden evine sızan. Hayatı bir hapishane gibi görüyorsa, ayak seslerinden, ayakkabı görüntülerinden ve araba lastiklerinden başka bir şey görmez, ruhunun penceresi olan gözlerini açtığında.
Pencereler vardır, insanın kendisine bakar. Ne kadar derinse duruşu, ne kadar özgürse ruhu, ne kadar güzel görebiliyorsa; o kadar geniş, o kadar uçsuz bucaksız, o kadar güzeldir manzarası. Yüzeyselse, ancak karşı apartmandaki insanı görüp durur, penceresini her açtığında.

Pencereler vardır, açılmaz; sadece seyredersiniz. Koklayamazsınız, işitemezsiniz, elinizi uzatıp dokunuyor gibi hissedemezsiniz.

Peki sizin pencereniz nereye açılıyor?

 

Genç Yaklaşım

 

 

 

 

 

 

 

 

- 4/12/2007 - Dostlarımızın Fikirleri {22} - Sizin Fikriniz Nedir?


Mevlana Yılı Anısına

Kategori: KisiselGelisim

MEVLANA YILININ ANISINA!

"Mevlana" kelimesinin anlamı nedir?

Mevlana, "Efendimiz" anlamına gelmektedir. Gerek sağlığında, gerekse ölümünden sonra, saygı için bu adla anılmıştır. Mevlana "Molla Hünkar" "Mevlay-ı Rum" (Anadolu’nun Efendisi) ve Mevlevi adlarıyla da
anılmıştır.

Niçin Mevlana Celaleddin-i Rumi?

Çünkü Mevlana 800 yıl önce 30 Eylül 1207 tarihinde doğdu. Bu yüzden 2007 Mevlana yılı olarak kutlanacak. Bu karar, Birleşmiş Milletlere bağlı UNESCO tarafından 3-15 Ekim 2005 tarihinde Paris’te alındı. Teklifi getiren ülkeler: Türkiye, Afganistan ve Mısır’dır. 2007 yılı Mevlana yılı olacak. Yıl içinde çeşitli kültürel etkinlikler gerçekleştirilecek. Bu nedenle biz de Mevlana’yı kısaca sevenlerine hatırlatmayı düşündük.

Mevlana’nın Asıl Adı Nedir?

Asıl adı, Muhammed olan Celaleddin’in daha yaygın unvanı Mevlana Celaleddin-i Rumi’dir. Ona Rumi denilişi, sanat ve düşünce hayatının o asırlarda diyarı Rum diye anılan Anadolu’da geçmiş ve bu yurtta ebedileşmiş olmasındandır. Horasan’ın (Afganistan Türkistan’ı) Belh şehrinde doğmuştur.

Mevlana’nın Anne ve Babası Kimdir?

Babası Sultanu’l ulama (Bilginlerin sultanı) diye tanınan Bahattin Velet’tir. Annesi ise Mümine Hatun’dur.
Babası, çağının en büyük bilginlerindendi. Annesi Mümine Hatun ise Harzemşahlar İmp. hanedanından gelme bir prensestir.

Mevlananın Eş ve Çocukları Kimlerdir?

Mevlana, daha 18 yaşında iken Karaman’da babası tarafından Semerkandlı Hace Şerafettin’in kızı Gevher Hatun’la evlendirilmiş ve bu evlilikten iki erkek evladı olmuştu. Bunlardan ilk oğlu Sultan Veled, ikinci oğlu ise
Alaeddin’dir. Ancak Alaeddin, daha Mevlana hayatta iken 1262 yılında vefat etti. Mevlana birinci karısının vefatından sonra Konya’da Kerra Hatun’la evlendi. Bu evlilikten ise Muzafferüddin Alim Çelebi ile Melike Hatun dünyaya geldi.

Mevlana Kimlerden Ders Aldı?

Mevlana, ilk eğitimini babasından aldı. Babası, çağının en büyük bilginlerindendi. 12 Ocak 1231’de babasının ölümü üzerine, eğitimini Seyyit Burhanettin Tirmizi’nin yanında sürdürdü. Mevlana babasından Fen ve Din ilimleri, Tirmizi’den de Tasavvuf ilmini öğrendi. Onun hayatında dönüm noktası olan diğer bir alimse Şemsi Tebziri’dir.

Mevlana’nın Babası, Horasan’dan Anadolu’ya Niçin Göç Etmiştir?

Harzemşahlar, Bahattin Velet’in manevi nüfuzundan çekinirlerdi. Bir süre sonra bu yüzden araları açıldı. Bunun üzerine Bahattin Velet, Belh’ten ayrılmak zorunda kaldı. O sıralarda Mevlana, daha küçük bir çocuktu. Babası ile birlikte, İran’dan, Bağdat’tan geçerek Hicaz’a geldi. Hac ibadetinden sonra da, Şam yoluyla, Anadolu’ya geçtiler. Anadolu’daki Selçuklu İmparatorluğunun ihtişamlı bir çağıydı. Bahattin Velet, Anadolu Selçuklu Devleti’nin merkezi Konya’da çok büyük bir saygıyla karşılandı. Mevlana yirmi dört yaşlarındaydı.

Mevlana’nın Anne ve Babası Nerede Öldü?

Mevlana’nın annesi Mümine Hatun Karaman(Larende) şehrinde, babası Bahattin Velet ise 1231 tarihinde Konya’da vefat etti.

Mevlana’nın Hayatındaki En Önemli Kişi Kimdi?

1244 yılında Konya’ya Tebrizli Mehmet Şemsettin adında bir derviş geldi. Bu esrarlı kişinin Pek yüksek duyguları ve görüşleri vardı. Tebrizli Şems’in Konya’ya gelişi Mevlana’nın hayatını büsbütün değişik bir yöne yöneltti. Mevlana o sıralarda 37 yaşlarındaydı. O güne kadar Mevlana; ciddi, ağır başlı büyük bir bilgin olarak tanınmıştı. Büyük bir fikir adamıydı. Tevrizli Şems’in gelişi ise Mevlana’nın duygu dünyasını alt üst etti ve onu bir gönül adamı haline getirdi.

Şems-i Tebrizi, Konya’dan Neden Kaçtı?

Şems-i Tebrizi, Mevlana’nın duygu dünyasını alt üst etmiş ve onu bir gönül adamı yapmıştır. Şems, Mevlana’daki deha ateşini büsbütün tutuşturdu. Mevlana, Şems’ten başka herkesi ihmal etmeye başlamıştı. Bu durum, kendisini sevenleri de, çömezlerini de son derece üzüyordu. hatta Şems’i ölümle bile tehdit etmekten geri kalmadılar. Bu durumdan sıkılan Şems de, 1246 yılında, Konya’dan gizlice Şam’a kaçtı.

Şems-i Tebrizi Konya’ya Geri Döndü mü?

Mevlana, Şems-i 15 ay süren sohbetine dayanamamıştı. Onun gitmesiyle perişan oldu. Bu sonucu beklemeyen çömezleri ise, yaptıklarına pişman oldular. Şems’in Şam’da olduğunu biliyorlardı. Mevlana, dönmesi için ona birçok mektup yazdı. Sonra da, oğlu Sultan Velet’i 20 kişilik bir kafileyle Şam’a gönderdi. Mevlana’nın mektuplarıyla Şems, yumuşayarak, ayrılmasından 9 ay sonra 1246 yılında Konya’ya dönmeye razı oldu.

Daha Sonra Şems Nereye Gitti?

Mevlana, Konya’nın en yüksek, en aydın tabakası ile birlikte Şems’in meclisine devama başladı. Mevlana artık ne ders ne de vaaz veriyordu. Kendi iç dünyasına dalmıştı. Öğrencileriyle çömezleri bu durumdan da hoşnut olmadılar. Bu kuvvetli hoşnutsuzluk karşısında Şems, 1247 yılında ansızın ortadan kayboldu. Bu esrarengiz gidiş, hiçbir zaman aydınlanamadı.

Mevlana Nerede ve Ne Zaman Öldü?

Mevlana, 17 Aralık 1273 tarihinde 66 yaşındayken Konya’da öldü. Hastalığı, yüksek ateş yapan bir karaciğer rahatsızlığıydı. Cenazesinde, bütün Konyalılarla birlikte Hıristiyanlar ve Yahudiler de vardı. Türbesini Selçuklu veziri Alemettin Kaysar yaptırdı. Mevlana’nın ölüm anına, Şeb-i arus (Düğün gecesi) denir. Bu gece, aşığın maşuğa (Allah’a) kavuştuğu gecedir.

Mevlana Nasıl Bir Kişiliğe Sahipti?

Mevlana, islam ve gayri islam bütün insanlıkça beğenilmiş bir sanat adamıdır. Fikir ve kişi özgürlüğüne olağanüstü değer vermiş, insanı adeta kutsal bir varlık derecesine yükseltmiştir. Sonsuz derecede hoşgörülüdür. Büyük bir Türk şairi ve mutasavvıfı, bilgin ve fikir adamıdır. En kötü insanı bile, bağışlanmaya, sevilmeye laik görür. Pakistan’ın dev şairi Muhammed İkbal’e ilham kaynağı olmuştur. Alman şairi Goethe’yi ve ünlü ressam Rembrant’ı derinden etkilemiştir.

Mevlana Şiirlerini Niçin Farsça Yazmıştır?


Mevlana’da Türklük sevgisi çok güşlüdür. O yüzyılda Türkçe, Anadolu’da ileri bir şiir dili olarak daha gelişmemiş bulunuyodu. Mevlana da bu yüzden şiirlerini Farsça yazıyordu. Hatta buna üzülerek söylediği şu mısra pek ünlüdür: "Aslem Türk-est egerci hinduguyem" (Her ne kadar Farsça söylüyorsam da, aslım Türk’tür.)

Mevlevi Tarikatı Nedir?

Mevlana Celaleddin Rumi tarafından kurulan, oğlu Sultan Velet tarafından tanzim edilen bir tarikattır. Şems-i Tebrizi Mevlana’nın hayatında bir dönüm noktasıdır. Şems, Mevlana’yı kitapların dışında ki sırlara ermek yolunda, ileri bir iman ve heyecan alemine götürür, Ona sema zevkini tattırır, onu Ney’in büyülü dünyasına sokar.

Çelebi: Tarikatın başına denir. Mevlana’nın torunlarından seçilir. Konya’da Mevlana’nın türbesi olan dergahta otururdu.

Şeyh: Mevlevi hanenin başına şeyh denirdi. Şeyh, dedeler arasından seçilirdi; yalnız şeyhliği Çelebinin tastik etmesi gerekirdi.

Dede: 1001 günlük çileyi tamamlayan dervişe denirdi.

Sema: Mevlevi dervişlerinin ney, nısfiye gibi çalgılar eşliğinde, kollarını iki yana açıp, sağ avucunu gökyüzüne, sol avucunu yeryüzüne döndürerek Hakk’tan alıp halka dağıtarak yaptıkları ayin.

Ayin: Mevlevi dervişlerinin katıldığı müzikli raks töreni. Aynı zamanda tören esnasında okunan şiirlerede ayin denirdi. Ayinde, "Mutrip" denilen saz heyetiyle "Ayinhan" denilen okuyucular bir "Ayin-i Şerif" çalıp okurlar. Dervişler de bu nağmeye uyarak, "Sema" raksı yaparlar, kendilerinden geçercesine dönerler.

Ney: Türk müziğinde ve özellikle tasavvuf müziğinde yer alan kaval biçiminde, yanık sesli, kamıştan bir üfleme çalgısıdır.

Nısfiye: Bir çeşit kısa ney.

Eserleri Nelerdir?

1. Mesnevi: 6 cilt, 25618 beyittir. Mesnevi tarzında fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün kalıbıyla yazılmıştır. Varlıkta birlik anlayışını hayali ve gerçek hikayelerle anlatır. Dili çoğunlukla Farsça’dır.

2. Divan-ı Kebir: Farsça yazılmış, 40380 beyitten oluşmuştur. Eser Farsça yazılmasına rağmen içinde Türkçe, Arapça ve hatta Rumça parçalara da yer verilmiştir.

3. Fihi Mafih
4. Mektubat
5. Mecalis-i Seb’a

* Mevlana’nın 7 Öğüdü
1. Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
2. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
3. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
4. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
5. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
6. Hoşgörülülükte deniz gibi ol.
7. YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN, YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL.

Yazarı : Ramazan Çakıcı
Kaynak : http://www.zamanotesi.com/site/?p=78

 

- 15/8/2007 - Dostlarımızın Fikirleri {0} - Sizin Fikriniz Nedir?


Shad Helmstetter İçe Dönük Konuşmanın Gücü ALIŞKANLIKLARI DEĞİŞTİRMEK

Kategori: KisiselGelisim

 

 

ALIŞKANLIKLARI DEĞİŞTİRMEK

 

Çoğumuzun değiştirmek istediği birkaç alışkanlığı vardır. Bunlar genellikle bize veya başka insanlara sorun yaratır. Yolumuzu tıkayan, bizi engelleyen ya da bazen tamamen  durduran bu alışkanlıklar, bizi yanlış yöne götürsede kolaylıkla izlediğimiz, çok çiğnenmiş patikalardır.

 

Bütün alışkanlıklar önceki şartlanmışlıklarımızın sonucudur.Bu alışkanlıkları, şartlandığımız şeyleri doğal davranış tarzımız olana kadar tekrarlayarak ediniriz. Bunlar doğal değildir. Bu alışkanlıkların hiçbiriyle doğmadık. Bunlar bize yapışıp kalmış fakat yeni bir programla değiştirilebilecek olumsuz programlardır.

 

“Alışkanlık değiştiren” içe dönük konuşma, belirli bir sorun üzerinde çalışmanıza yardım eder. Bu, bilinçaltınızı, bir şeyi belli bir şekilde yapmayı durdurup, başka bir şekilde yapmaya yönlendiren İçe Dönük Konuşma size zararı dokunan bir davranış modelini, eylemlerinizi değiştirerek sorunları çözmenize ve hedeflere ulaşmanıza yardımcı olan bir davranış modeliyle değiştirir.

 

Çoğumuzun bildiği yaygın alışkanlıklardan bir kaçına göz atalım:

 

İşleri Ertelemek veya sürüncemede bırakmak

 

Sigara İçmek

 

Çok sıkı çalışmak veya Yeterince çalışmamak

 

Sürekli tartışmak

 

Sorunları görmezden gelmek

 

Aşırı uyumak

 

İsimleri veya diğer önemli şeyleri unutmak

 

Şikâyet eden biri olmak

 

Bahaneler bulmak

 

Eşyaları kaybetmek

 

Aşırı müptela olmak – Çok fazla yemek yada içmek

 

Alaycı olmak

 

“Hayır” demek isterken “Evet demek

 

Asla Dakik olmamak

 

Dinlememek

 

Başkalarını suçlamak

 

Başkalarının sözünü kesmek

 

Düzenli olmamak

 

Gerçeği Söylememek

 

Endişe Etmek

 

Dedikoducu Olmak

 

Öncelikleri Belirlememek

 

Duygularınızın sizi kontrol etmesine izin vermek

 

Zamanı israf etmek

 

İstenmediği halde öğüt vermek

 

Kazandığınızdan fazla para harcamak.

 

Çok fazla konuşmak

 

Başkalarını aşırı derecede eleştirmek

 

Detaylara önem vermemek

 

Bir şeye  başlayıp bitirmemek

 

 

Bunların hepsi alışkanlıktır. Eminim listeye başkalarınıda ekleyebilirsiniz. Ve bunların hepsi uygun türde İçe dönük Konuşma ile değiştirebilir veya düzeltilebilir.

 

Değiştirmek istediğiniz alışkanlık, ister bir şeyi zamanında yapmamak veya sigarayı bırakmak   kadar basit ister zor olsun, tam olarak yapmanıza yardım edecek belli bir tür İçe Dönük Konuşma vardır.Alışkanlık değiştiren İçe Dönük Konuşma açık seçiktir. Sizin eski alışkanlığınızı arkanızda bırakacak şekilde davranan ve hareket eden yeni bir resminizi yaparken eski alışkanlığı kabül etmeyi veya esneklik göstermeyi reddeder. Sizi, eskinin yerine geçen yeni yapıcı bir davranış modeliyle harekete geçirir.

 

 

 

Shad Helmstetter İçe Dönük Konuşmanın Gücü s:116-117

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

- 20/7/2007 - Dostlarımızın Fikirleri {9} - Sizin Fikriniz Nedir?


“Nasıl Yapmalı” larla Geçen Otuz yıl* Shad Helmstetter* İçe Dönük Konuşmanın Gücü

Kategori: KisiselGelisim

“Nasıl Yapmalı” larla Geçen Otuz yıl

 

“Benim bahsetiğim türden “kendini geliştirme” kavramlarından haberdar olabilir ya da olmayabilirsiniz. Son yirmi ya da otuz yılda kendini geliştirme konusundaki literatürü takip ederek çok zaman harcanmadığımızı düşünerek bu konudaki en popüler öğretileri sizin için özetleyeceğim. Literatür der ki, daha başarılı olmak istiyorsanız, şunları yapmalısınız:

 

Kendinize Güvenin

Önceliklerinizden Taviz Vermeyin

Kendiniz İçin Sorumluklar Alın

Kendi Geleceğinizi Yapın.

Ne İstediğiniz Üzerinde Odaklanın

Hedeflerinizin Sonuçlarını Kafanızda Canlandırmayı Öğrenin

Hiç kimsenin Kaderiniz Sizin için Denetlemesine İzin Vermeyin

Yapıcı Olun

Büyük Düşünün

Stresi Kontrol Edin

Girişken ve İkna Edici Olun

Olumlu Düşünün

Rotanızı Planlayın

Belli HedeflerBelirleyin Ve Onları Sık Sık

Gözden Geçirin

Zihninizi Geliştirmek İçin Her Gün Biraz Zaman Ayırın

Sonuçları Gözden Geçirin Ve Gerekli Ayarlamaları Yapın

Hoşgörülü Olun

Her Şeyi Sevgiyle Yapın

Nefret Etmeyin

Cesur Olun

Dürüst Olun

Çok Çalışın

İnançlı Olun

Bir Şeyi Yapmayı Kabül Ediyorsanız ,Ondan Hoşlanın

Güçlü Olun

Şefkat Gösterin

Zamanınızı İyi Kullanın

Doğru Giyinin

Kendinize Zaman Ayırın

Bir “Yüksek” Beninizin Olduğuna İnanın

Doğru Beslenin

Temkinli Yaşayın

Amaçlarınızı Destekleyen Başka İnsanların

Yardımını İsteyin

Başkalarına Yardımda Bulunun

Kendinizi Sürekli Güdüleyin

Derin Düşünün

İyimser Olun

BAŞKALARINA GÜVENİN VE GÜVENİLMEYE LAYIK OLUN

Başarının Paradan Daha Önemli Olduğunu Kabül Edin

İyi Olun

“Büyük Tablo”yu Görün

Ayrıntılara Önem Verin

Organize Olun

Sürüncemede Bırakmayın

Denetimi Elden Bırakmayın

Zinde Olun

Sorunları Fırsatlar Olarak Görün

İşiniz Hakkında Öğrenebileceğiniz Herşeyi Öğrenin

Başarıdan Korkmayın

Başkalarına Karşı Cömert Olun

Tanrı’ya İnanın

Ulaşabileceğinizi Düşündüğünüzden Biraz Daha Yükseğe Ulaşın

Gözlemlerinizi takip edin

Eyleme Geçin

ASLA VAZGEÇMEYİN!”

 

 

 

 

Shad Helmstetter İçe Dönük Konuşmanın Gücü s:18

 

 

 

 

 

- 4/6/2007 - Dostlarımızın Fikirleri {2} - Sizin Fikriniz Nedir?


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Yeni Sayfa 3




Google Pagerank Checker Hakkımda
Gözler sözleri anlatır, sözler özleri anlatır, kaybedilmiş özü kazanmak icin işe gözden başlanmalıdır.Tasavvuf bir yaşamdır, tasavvuf oldukça insan yaşar, insan yaşadıkça tasavvuf var olur. Tasavufta ancak hayanızla yürüyebilir, takvanızla yaşayabilir, edebinizle oturabilirsiniz. Aksi takdirde yaşarken ölürsünüz.
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
FERZÂNE
MENZİL NET
SEMERKAND DERGİSİ
SON PEYGAMBER
TEVBE KAPISI
HAYKIRIŞ İSLAMİ FORUM
HACEGÂN İLAHİ GRUBU
DURSUN ALİ ERZİNCANLİ
SEMERKAND AİLEM
KALP HUZURU
MUSLUMAN GENC
RADYO ONBEŞ
Sultanlar Diyarı

Kategoriler
  • maillerim
  • Allah lafzi yazan taslar
  • genel-guncel
  • icimden gelenler
  • ilahi Dinlemeleri
  • Kirk Hadis
  • KisiselGelisim
  • m akif ersoy
  • Makaleler
  • necip fazil kisakurek
  • Nurullah Genc
  • oyku
  • resimlerim
  • Semerkand Dergisi
  • sevgili peygamberim
  • siir
  • tasavvuf
  • zikirli ilahiler
  • Boomp3.comSon Yazılar
    - FİLİSTİN İNTİFADA NACİ EL ALİ
    - S.Ihsan Erol´dan GAFLET sohbeti:
    - MUSTAFA YILMAZ SUSUZ ÇÖLLERDEYİM
    - SANA DAİR Dursun Ali Erzincanlı
    - KALBİN GECE UYANIŞI TEHECCÜD
    - Gülistan Dergisi Muhammed Yıldız
    - MİRAÇ NE ZAMAN VE NE ZAMAN GERÇEKLEŞTİ? MİRAÇ NEDİR?
    - O’na Dönsün Yüzün Mehmet IŞIK SEMERKAND DERGİSİ
    - Zemzemin faydaları nedir, nasıl içilir? Zemzem suyu nasıl bulundu? Faydaları ve fazileti nedir? Zemzemin mutlaka ayakta mı içilmesi gerekir? Oturarak içilemez mi?
    - Seyyid Abdülhakim EL-Hüseyni (K.S)
    - GÜL SULTAN
    - OSMANLI PADİŞAHLARI
    - Cancağızım
    - Dermanım Allah Yunus Emre
    - ESMÂ-ÜL HÜSNÂ VE ANLAMLARI
    - Sana Kalbimi Getirdim
    - Mektubat-ı İmam Rabbanî k.s.’den Tasavvufun Maksadı Ali Kaya
    - Kaside-i Nakşi Menzil Net Tasavvufi Yazılar
    - "ALLAH DİYENE" NECİP FAZIL KISAKÜREK
    - "ALLAH Der Ağlar" Abdülkadir Şehitoğlu
    Cansofi

    Ziyaretçi Defterimizi Okuyunuz

    Ziyaretçi Defterimize Yazınız

    CANDOSTLARIMIZ

    Google
    Untitled Document