Untitled Document



Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Untitled Document Yeni Sayfa 1







Gül Düşünürsen Gülistan Olursun, Diken Düşünüren Dikenlik Olursun Mevlâna K.s.

nezaket (Selvi Revan)

nezaket,

İnsana yakışan en güzel elbise

 

Nazik ve ince davranışlar sevgiye ve saygıya kucak açar.Güzel söz muhatabının gönül kapılarını tıklatır.Nazik insan başta kendisine olmak üzere, bütün insanlara hatta diğer varlıklara karşı saygılıdır.

 

Moralı Osman efendi vakarlı, nazik, şeref ve haysiyet sahibi bir Osmanlı beyefendisi olarak bilinir.Moralı Osman efendi bir gün resmi işlerini halletmek için kendisinden pek hoşlanmayan

Halet efendinin yanına gider. Halet efendi konuğunu büyük bir saygı ve nezaket içinde ağırlar. Onun bu tavrını gören yakınlarından biri, Osman bey’i hiç sevmediği halde niçin bu kadar hürmetkâr davrandığını sorar.Halet efendi; “ Evet ben bu adamı hiç sevmem. Dilesem rütbesini memuriyetini, nüfuzunu ve servetini hatta canını bile alabilirim. Fakat onun üzerinde bir Osmanlı efendiliği var ki işte bunu alamam” cevabını verir.

 

Nazik ve ince davranışlar sevgi ve saygıya kucak açar. Güzel ve nezih sözler muhatabının

Gönül kapılarını tıklatır.Nazik insan, başta kendisine karşı olmak üzere, bütün insanlara hatta diğer varlıklara karşı saygılıdır.Muhatabına göre değil sahip olduğu değerlere göre davranır.

Nezaket yürekten gelir, yapmacık tavırlardan uzaktır.İnsana yakışan en güzel elbise nezakettir.

 

Peygamber sünnetinde nezih insan

 

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) çocuk yaşta hizmetine giren Hz. Enes (r.a.), Peygamberimizin (s.a.v) eşsiz nezaketini şöyle anlatır: “Sahabelerine güzel ünvanlar verirdi. Hz. Ali’ye “Ebu Turab”, bir başka sahabisine “Ebu Hureyre” gibi isimler vermişti. Onlara şeref  kazandırmak için, hoşlarına giden isimle çağırırdı. Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını yarıda bırakmazdı.Konuştuğu kişi sözünü bitirmeden yahut gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam ederdi.”

 

Peygamber sünnetinde nezih bir insan Müslüman kardeşiyle karşılaştığı zaman Allah’ın selamını esirgemez. İnsanlarla olan ilşkilerinde onları incitmemeye özen gösterir.Mümin kardeşinin gönlünü kâbe bilip ona duyulan hürmet nazarıyla muhatabına yönelir. Konuşurken ve konuşma bitmeden acele etmeyip yüzünü çabucak başka bir yöne çevirmez.Davet ettiği zaman davetine icabet eder, bir ihtiyacı olduğunda yardımcı olur.Kendi hakkından önce kardeşinin hakkını düşünür. Hastalandığında ziyaretine gidip hal hatırını sorar. Yolda giderken insanları incitip zarar verecek bir taşı, bir dikeni veya başka bir şeyi görünce alıp

Bir kenara koyar. İyilik edene iyilik etmeye gayret eder. Gücü yetmediğinde ardından duasını eksik etmez…

 

Bütün bunları yaparken davranışlarında sevginin ve saygının kokusu vardır.

 

 

Semerkand Aile Nisan 2007

 

16:40 - 3/5/2007 - Dostlarımızın Fikirleri {1} - Sizin Fikriniz Nedir?


Müjdeci Cennet Kuşu: Hüma Hatun

Müjdeci Cennet Kuşu: Hüma Hatun

 

 

 “Hüma” ismiyle müsemma olan cennet kuşu/devlet kuşu Hatice Alime Hatun, geleceğe saadet ve mutluluk bahşeden bir kadere sahiptir. Bu muhterem anne, İsfendiyaroğullarından Tacettin İbrahim Bey’in güzelliği ile ünlü kızı, bir Türk prensesidir. Sultan II. Murad ile izdivaçlarından 1432 senesinde, Fatih’i dünyaya getirir. Tarihte dönüm noktası oluşturacak bir kişinin birikimlerini elbette ki ilk almış olduğu tecrübelere bağlamak gerekir. İslamın zahir ve batın edeplerine teslim olmuş bir Hüma Hatun karakteridir ki, gayretle, İslami ahlak ve edeple donanmış bir Fatih Sultan Mehmet yetiştirebilmiştir. Bu bir sabır işidir, bir irfan işidir, bir irşad işidir. Öyle ki, fethi zor, fatihi tek olan bir beldeye oğlunu Sultan eyleyebilmiştir. Yapmış olduğu fetihle bir çağı açıp bir çağı kapamış olan bir lideri anlayabilmek için ilk eğitimcisi olan annesini tanımak ve bu bağlamda ‘her başarılı erkeğin arkasında kutlu bir anne vardır’ düsturunu özümsemek gerekiyor.

 

  Bir keresinde sorarlar Hüma Hatun’a “Fatih Sultan Mehmet’i nasıl yetiştirdiniz?” diye... Dindar muhteremin cevabı kısa olur: “Mehmed’i emzirmeye başlarken Yasin suresini okurdum... O, hep Yasin suresini okuyarak büyümüştür.” Hüma Hatun’un bu gayret ve hassasiyeti, Fatih’in ruhunun yelkenlerinin fetih rüzgarlarıyla dolmasını sağlayarak, derinlemesine bir şuur oluşumuna zemin hazırlar. Kur’an ahlakı ile bezenme ve bunu Mehmed’ine de aktarma gayreti, Osmanlının Fatih ile şereflenmemize vesile olur.

 

  “Kızıl Elma” olan şehr-i İstanbul’un fethedilememesi, Osmanlı hanedanında bütün anaların gayretini Fatih’ler yetiştirmek yönünde artırmıştır. Hüma Hatun bu inceliği ruhunun en derin noktalarına kadar hissetmekte ve bunun için bütün gayretini ortaya koyuyor. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) müjdesine mazhar komutanın annesi olabilme şerefi Hüma Hatun’u bütünüyle sarmıştır. Hüma Hatun’un bu üstün gayreti Fatih’i üstün nitelikli kendine münhasır bir kişilik yapar.

 

  Büyük Evliya Hacı Bayram Veli’nin Sultan II. Murat’a verdiği “Bu şehri sen de ben de göremeyeceğiz ama beşikteki şehzade “Fatih” olacak ...” müjdesi Hüma Hatun’un gayretini bir kat daha artırır. Henüz beşikte iken Fatih’in üstüne titrer, tahsil ve terbiyesini Muhammedi aşkla nakış nakış işler. Bu anlamda annesi, Fatih’in ilk fikir ve ilim terbiyecisi olur. Oğlunun eğitiminin en üstün şekilde olması için, devrin sadece en büyük alimlerini değil aynı zamanda ahlaken en sağlam, amelen en muttaki ve her bakımdan en seviyeli hocalarının da Şehzade Mehmed’inin yetiştirilmesinde rol almasını sağlayarak; Molla Gürani, Molla Fenari, Akşemsettin, Şeyh Sinan gibi mümtaz alimlere oğlunu emanet ediyor. Hocalarından, disiplinin elden bırakılmamasını, onu cesaretli ve fetih ruhuyla yetiştirmelerini ister.

 

  Çok hareketli, ele avuca sığmayan bir çoçuk olduğu için bir keresinde hocalarından Molla Gürani tarafından dövüleceği yolundaki şikayetini annesine söylediginde, Hüma Hatun onu korumak şöyle dursun, “Hocaların vurduğu yerde gül biter” deme basiretini göstererek, hocaların otoritesini kırmamaya gayret etmiştir. Hüma Hatun, geleceğin Fatihi oğlunu, kurduğu bu şefkat ve otorite dengeleriyle yetiştirir...Fatih daha gencecik bir delikanlı iken, annesi, onu gözünden sakınırcasına değil, Allah’ın verdiği yeteneklerini, Hz. Peygamberin müjdesine vasıl olabilmesi adına türlü zahmetler çekmesine göz yumuyor. Bu şuurla büyüyen Fatih, cengaver ruhunu Muhammedi nefesle bütünleştirebilmiştir.

 

 

  Sonuç olarak, Türk prensesi Hatice Alime Hüma Hatun, isminin kelime anlamıyla, konduğu yere zenginlik ve mutluluk getirdiğine inanılan zümrüt yeşili kanatlı efsanevi Hüma kuşu misali, Osmanlıya saadet ve mutluluk getirecek bir evladın dünyayı teşrifine vesile kılınmış muhterem bir annedir. O’nun, Fatih Sultan Mehmet’in annesi kılınması Allah’ın bir lütfu, Hz. Peygamber AS’ın müjdesinin bir habercisi olarak düşünülebilir. Oğlunu henüz beşikteyken Yasin suresiyle bereketlenen sütüyle emzirmekten tutun da, salih seleflerin dualarıyla şereflenip ileride İstanbul’u fethetme gayesine güdülemek suretiyle, son derece şuurlu bir eğitimden geçirmiştir. 1449 yılında Fatih’in son saltanatını göremeden ebedi istirahatgahında yerini almıştır. Belkide annelerin Fatihler doğuracağı günleri bekleyerek... Necip Fazıl’ın dediği gibi:

 

Bekleyin görecektir duranlar yürüyeni

Sabredin gelecektir solmaz pörsümez yeni

Karayel bir kıvılcım, simsiyah oldu sancak

Gün doğmakta, anneler ne zaman doğuracak.

 

 

 

SÜMEYYE NİHAL TRABZON

 

 

Semerkand ailem Mayıs 2007

 

 

10:04 - 27/4/2007 - Dostlarımızın Fikirleri {3} - Sizin Fikriniz Nedir?


Gurur ve Kibir Heykelleri Semerkand Dergisi

GURUR VE KİBİR HEYKELLERİ

 

Kibir, ruhumuzda biriken kirlerdir.Noksanlıklarımız, hatalarımız ruhumuzu kirlendirmekten ve böylece ruhumuzun aydınlığına kalaın tabaka örmemizden kaynaklanmıyor mu?

Muhammed Bakır r.a. Hazretleri’nin “kişinin noksanlığı, kalbindeki kibri kadardır”

Sözüne katılmamak mümkün mü?

 

“Küçük insanların büyük guruları olur.” Der Voltaire. Kendisiyle barışık olmayan, özgüvenden yoksun insanların kalesidir gurur.

            Kişiliği belirginleşmemiş olgunlaşma sürecinde yarı yolda kalmış insanın kişiliksizliğini gizleme çabasıdır gurur. Kendisini var olduğundan daha büyük gösterme

Ve bu amaç için eksikliklerini örtme gayretidir gurur.

 

“Kavakların dikliğine, boylarının uzunluğuna bakıp onları önemli bir şey sanmayın. Bütğün kibirli meyvesiz ve gölgesiz yaratıklarınbaşları bulutlarda sallanır.” Diyen Cemil Sena Ongun’un bu sözü ne kadar isabetlidir.

 

Gururlu Kişinin Zindanı

 

Yaşadığımız çağda mağrur yani gururlu insanlar çevremizde kol gezmektedirler.Gururunun kendisine verdiği bir his ve vehimle pek çok insandan daha değerli olduklarını ispatlamak için gayret sarfetmektedirler.Bu kişiler  farkına vardıklarında kendilerinin bile rahatsız olacakları ruh dünyalarındaki gerçek benliklerinin kamufle edilmesini, çevrelerindeki insanlara karşı ördüleri duvarlar ile sağlamaktadırlar.

Bu duvarlar onun sahtekâr yapısının muhafazası açısından payanda hükmündedir.Yaşı ilerledikçe, plastik bile olmayan duvarların yıkılacağı ve gerçek yüzünün ortaya çıkacağı endişesi ile duvarlarını sürekli tahkim etmektedir. Öyle ki mağrur kişi günün birinde, sağlam olduğunu zannettiği ve kale duvarı gibi yükselen taşlaşş yapıdan kendisi bile sıkılabilir. Sert ve yüksek kale duvarları, kendisi ile çevresi arasındaki iletişimi kopardığından, aslında kendi zindanından yalnızlığa mahküm olmuştur.

 

Gururlu ve kibirli insan, diğer insanlara, dünyaya, evrene ve sonsuzluğa pencerelerini kapamoş insandır.Kendisini kendi içine hapsettiğinden dolayı sınırlarını zorlayacak şekilde

Şişecek ve her an patlayabilecektir.

 

Gurur ve Başarı İlişkisi

 

İnsandaki gururun artmasını sağlayan önemli faktörlerden biri de, elde edilen başarılarıdır.Aslında gurur, başarının en büyük düşmanı yani başarmayı engelleyecek önemli bir engel olduğu halde, herhangi bir başarı kazandıktan sonra insan her nasılsa kendisinden gurur duyabilmektedir. Böylece bugünün başarılarıyla mağrur insan, farkında olmadan gelecekteki muhtemel başarılarının önünü kesebilmektedir.

 

İnanan kimse, kişiliğiyle ve yaşayışıyla toplumda örnek olarak gösterilen  kimsedir. Bir mü’minde  vakarlı olma iyilik severlik, elinden dilinden emin olunma, doğru sözlü olma gibi daha pek çok vasıf tebarüz etmelidir. Ancak unutulmamalıdır ki  mümin vakarlıdır ama kibirli değildir. Mütevazidir ama büyüklenen değildir.Onurludur ama gururlu değildir. Nitekim Rasulullah s.a.v. Efendimiz, kalbinde hardal tanesi kadar kibir olan kişinin cennete giremeyeceğini ifade etmişlerdir.(Tirmizi,Birr, 60)Vakar, onur ve tevazu ise mü’minin ziynetleridir.

 

 

Nasıl Kurtulacağız Bu Hastalıktan

 

 

Kendi nefsimiz ile baş başa kaldığımızda bazen vicdanımızı sızlatsa bile, kendi varlık dünyamıza fısıldadığımız övücü söz ve telkinlerden oluşan kalemizin kapısını açarak buradan nasıl kaçabiliriz?

 

Şinasi, “Alçak yerde tepecik kendini dağ sanar”.demektir.Öncelikle bizdeki bilgi seviyesinin, ibadet sevgisi ve uygulamalarının, uygulamalarının insanlar arası ilişkilerde

Vahyi ölçülere ne kadar dikkat ettiğimizin, insanların kalplerini ne kadar kazanabileceğimizin tarafımızdan bilinmesi gereklidir. Bu bilme ve böylece kendimizi tanıma sürecinin riskli bir tarafı, kendimizi yeterli görme ihtimalidir.

 

Küçük insanların büyük gölgeleri de bizleri etkileyebilmektedir.Hatta bu gölgeler kendi varlığımızı bile karartabilmektedirler. Sizde gurur yaparak kendi gölgenizi oluşturmaya kalkarsanız işte o zaman hiç güneş doğmayacak, daha doğrusu var olan güneşin ışıkları kesafetli gölgelerin varlığı  dolayısıyla sizlere ve insanlara ulaşamayacak demektir. Gölgelerin puslu ortamlarından sıyrılabilmek için gölgeler ile rekabet edeceğimiz yerde,

gölgesi bile olmayan varlık düzeyine yükselebilmeliyiz. Bir başka ifadeyle, gölgenizin olmaması, özel bir terbiye sonucu nefsinizin etkilerinden arınmanız demektir.Kendi nefsimizi başkalarından üstün, diğer insanlarıda hakir görmemekle bu seviyeye ulaşabiliriz. Hakkı çiğnemekten korunmanın ana yoluda budur.

 

Unutmamalıyız ki, dağ ne kadar yüksek olursa olsun, yol onun üzerinden geçer. Sen dağ olmaya heveslenme, asla gururlanma ! Yol ol ki, herkes senin üzerinden geçerken sen dağların bile üzerinden geçesin.

 

Ahmet Alemdar

 

 

 

Semerkand Nisan 2007 (Yazının tamamı yayınlanmamıştır)

 

 

 

 

 

14:13 - 25/4/2007 - Dostlarımızın Fikirleri {2} - Sizin Fikriniz Nedir?


Bir günahkârın Cenazesi (semerkand)

Bir günahkarın Cenazesi

Malik İbn Dinar Hazretleri anlatıyor:

Basrada küçük bir grubun bir cenazeyi taşıdığınıgördüm. Cenazeyi uğurlayan başka bir kimsede yoktu. Neden cenazeye katılım olmadığını sordum.Dediler ki:

  -Bu adam büyük bir günahkâr, asi ve ömrünü boşa harcamış biriydi.

Bende cenazenin namazını kıldım ve kabrine indirdim.Sonra bir gölgeliğe çekildim.Uyuyakalmışım.Rüyamda  iki meleğin gökten indiğini gördüm. Az önceki cenazenin Kabrini açtılar.Biri onun yanına indi ve arkadaşına şöyle dedi:

  -Onu cehennem halkından yaz. Bunda isyansız ve günahsız bir organ yok!

Dışarıdaki arkadaşı ona dedi ki:

  -Ey kardeşim, onun hakkında acele karar verme! Gözlerini bir yokla.

Gözlerini yokladım. İki gözünü de haram bakışlarla dopdolu gördüm.

Arkadaşı onun kulağını, dilini, ellerini ve ayaklarını yoklamasını söyledi.Şu cevabı aldı:

   -Kulağını yokladım.Kötü ve çirkin şeyleri dinlemesiyle dolu gördüm.Dilini yokladım. Yasaklara dalması ve haramları dile getirmesiyle dolu olduğunu anladım. Ellerini kontrol ettim. İki elininde haram olan lezzet ve nefsanî isteklerle dolu olduğunu ferkettim.Ayaklarınıda yokladım. Ayaklarını çirkinliklerde ve kötü işlerde yürümesiyle dopdolu buldum!

Diğeri dedi ki:

    -Ey kardeşim, sen yine acele etme. Bir de ben onun yanına ineyim.

İkinci melek cenazenin yanına indi.Biraz bekleyip arkadaşına dedi ki:

    -Ey kardeşim, ben bunun kalbini yokladım ve imanla dolu olduğunu öğrendim.

Onu rahmete kavuşmuş bahtiyar kimse olarak yaz! Artık Allah’ın lütfu, onun günah ve hatalarını bütünüyle kuşatmaktadır.

Yafiî hazretleri diyor ki: Ancak bu saadet, o kişi için Allah’ ın  yardımıyla hasıl olmuş demektir. Fakat bu saadet her günahkar için ortaya çıkmaz. Böylesine de güvenip aldanma!

Bütün  günahkârlar, güçlerinin yettiği hususlarda tehlikeyle karşı karşıyadırlar. İtaatkâr kullar da kendileri için nasıl bir sonuç olacağını bilemezler. Yüce Allah’tan dünya ve ahrette güzel son ve bağışlanma, af ve afiyet dileriz.

 

Abdullah el-yafiî, Ravzu’r-Reyahin fi Hikâyeti’s Salihin, s.178-79.

 

 

Semerkand Mart 2007

 

 

 

 

 

 

11:02 - 23/4/2007 - Dostlarımızın Fikirleri {3} - Sizin Fikriniz Nedir?


BOŞ VER BOŞ İNSANLARI

BOŞ VER BOŞ İNSANLARI

 

Korkuyorum söylemekten

içimden geçip gitmeyenleri

birikiyor biliyorum taşacak bir gün

lavaboda biriken sular gibi

 

ıslatacak her yeri

kızacak annem babam

her şeyi ben doldurmuşum

ben taşırmışım gibi

 

söylemek istiyorum aslında

öğretmenime böyle olmadığını

anlattığı şeylerin

ama korkuyorum kızınca dilini ısırıp

yumruğunu sıkınca

tokadı not defteri gürleyen sesiyle

korkuyor ve susuyorum

güzel şeyleri

 

korkuyorum yanlış söylemekten

herkesin doğru bildiğini

korkuyorum oyuna alınmamaktan

sınıfta kalmaktan sevilmemekten

gece büyümem gerektiğini söylüyor büyükler

gölgeler itekliyor beni durmadan

dua ediyorum

cesur olayım korkmayım diye

sığınıyorum insanlardan rabbime

 

güneşli günleri benim için

tatlı rüzgârları, sevinçli yıldızları

benim için yaratmış diye seviniyorum

seni ezdirmem kimseye korkma

yanındayım seni seviyorum diyor

seviniyorum utanıp

siliyorum gözlerimi…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SEMERKAND-ÇOCUK

15:18 - 12/4/2007 - Dostlarımızın Fikirleri {yok} - Sizin Fikriniz Nedir?


Son Sayfa Sonraki Sayfa


Yeni Sayfa 3



Google Pagerank Checker Hakkımda
Gözler sözleri anlatır, sözler özleri anlatır, kaybedilmiş özü kazanmak icin işe gözden başlanmalıdır.Tasavvuf bir yaşamdır, tasavvuf oldukça insan yaşar, insan yaşadıkça tasavvuf var olur. Tasavufta ancak hayanızla yürüyebilir, takvanızla yaşayabilir, edebinizle oturabilirsiniz. Aksi takdirde yaşarken ölürsünüz.
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
FERZÂNE
MENZİL NET
SEMERKAND DERGİSİ
SON PEYGAMBER
TEVBE KAPISI
HAYKIRIŞ İSLAMİ FORUM
HACEGÂN İLAHİ GRUBU
DURSUN ALİ ERZİNCANLİ
SEMERKAND AİLEM
KALP HUZURU
MUSLUMAN GENC
RADYO ONBEŞ
Sultanlar Diyarı

Kategoriler
Boomp3.comSon Yazılar
- FİLİSTİN İNTİFADA NACİ EL ALİ
- S.Ihsan Erol´dan GAFLET sohbeti:
- MUSTAFA YILMAZ SUSUZ ÇÖLLERDEYİM
- SANA DAİR Dursun Ali Erzincanlı
- KALBİN GECE UYANIŞI TEHECCÜD
- Gülistan Dergisi Muhammed Yıldız
- MİRAÇ NE ZAMAN VE NE ZAMAN GERÇEKLEŞTİ? MİRAÇ NEDİR?
- O’na Dönsün Yüzün Mehmet IŞIK SEMERKAND DERGİSİ
- Başlıksız
- Zemzemin faydaları nedir, nasıl içilir? Zemzem suyu nasıl bulund
- Seyyid Abdülhakim EL-Hüseyni (K.S)
- GÜL SULTAN
- OSMANLI PADİŞAHLARI
- Cancağızım
- Dermanım Allah Yunus Emre
- Kara Yüzüm Emrullah Coşkun
- ESMÂ-ÜL HÜSNÂ VE ANLAMLARI
- Sana Kalbimi Getirdim
- Mektubat-ı İmam Rabbanî k.s.’den Tasavvufun Maksadı Ali Ka
- Kaside-i Nakşi Menzil Net Tasavvufi Yazılar
Cansofi

Ziyaretçi Defterimizi Okuyunuz

Ziyaretçi Defterimize Yazınız

CANDOSTLARIMIZ
Google
Untitled Document