Untitled Document



Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Untitled Document Yeni Sayfa 1







Gül Düşünürsen Gülistan Olursun, Diken Düşünüren Dikenlik Olursun Mevlâna K.s.

"Gelin Canlar Bir Olalım" Halil Akgün

“Gelin Canlar Bir Olalım”

İslâm geleneğinin büyük bilgeleri böyle seslendiler asırlardır. Bütün müminleri bir olmaya, tevhide davet ettiler. Fitne ve fesadın huzur getirmeyeceğini söylediler. Bölünmeye karşı Kur’an ve Sünnet’in ipine sımsıkı sarılmayı salık verdiler.
İslâm geleneği, dinin koyduğu sınırlar içindeki ihtilafları anarşi değil, rahmet olarak görmüştür. Farklılık fıtrîdir, çünkü farklı insan tabiatlarının tezahürüdür. Farklı meşreplerin hakikati farklı biçimlerde yorumlamasıdır. Zira Cenab-ı Hak insanları farklı hasletlerle, farklı eğilimlerle yaratmıştır. Bu farklılaşmadan kaos ve fitne de çıkabilir; rahmet ve zenginlik de. Önemli olan farklılıkları ortadan kaldırmaya çalışmak değil, onları dinin temel ilkeleri etrafında birleştirebilmektir.
İslâm tarihinde ortaya çıkan Sünnî-Şiî ayrışması, siyasi, sosyal ve teolojik sebeplere bağlı olarak günümüze kadar geldi. Bugün müslümanların birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Bu yüzden modern dönemde Mehmet Akif’ten Muhammed İkbal’e kadar bütün müslüman düşünürler ve liderler, birlik çağrısı yaptılar.
Türkiye’de zaman zaman körüklenen Sünnî-Alevî çatışması, tarihi ihtilafların yanısıra siyasi manipülasyonların da bir aracı olarak kullanıldı. Bugün küçük bir azınlı
ğı temsil eden ama sesi çok çıkan bazı gruplar, Alevîliği İslâm’ın dışında başka bir din olarak tanımlamak istiyor. Buna bağlı olarak Alevîlere Türkiye’de azınlık statüsü verilmesini istiyorlar.
Bu iki iddia da hiç bir dinî ve tarihî temele dayanmıyor. “Hak, Muhammed, Ali” diyen Alevîlerin
İslâm dışında bambaşka bir din olduğunu nasıl söyleyebiliriz? Yorum ve amellerdeki farklılıklara rağmen Alevîlik de kökeni itibariyle İslâm’ın ilk dönemine geri gitmiyor mu? “Alisiz Alevîlik” peşinde koşanlar, Alevîliğin Peygamber ve Ehl-i Beyt sevgisini dinsizliğe dönüştürmek istiyorlar. Marksist, materyalist ve ateist dünya görüşlerini Alevîlik kılıfı altında pazarlamaya çalışıyorlar. Bu yüzden cemevinin caminin alternatifi bir “ibadethane” olarak kabul edilmesini istiyorlar.
Oysa Alevî vatandaşlarımızın büyük ço
ğunluğu bu tür aşırı görüşlere karşı. Onlar Alevîliği, İslâm’ın hususi bir yorumu olarak görüyorlar. Dinin belirlediği haram ve yasakları ihlal etmediği müddetçe bu farklılıkların normal karşılanması gerekiyor. Ama bu, “herkes dini istediği gibi anlayabilir” demek değildir.
Bu yüzden Alevîlerin kendi içlerine kapalı, dinin temel ö
ğretilerinden uzak bir hayat yaşamak yerine, İslâm geleneğiyle irtibatlarının güçlendirilmesi gerekiyor.
Bunun için de diyaloga, hoşgörmeye, sohbete, halleşmeye ihtiyaç var. Burada hem din alimlerine hem de toplum önderlerine büyük bir rol düşüyor.
Tasavvuf kültürü, böyle bir yakınlaşmanın ve do
ğru yolda buluşmanın zeminini kolaylıkla hazırlayabilir. Zira Alevîliğin üzerinde titrediği Hz. Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi, aynısıyla tasavvuf geleneğinde de var. Siyasi ve sosyal düzeyde başlayan diyalog sürecinin, ahlâkî ve manevi alanlarda da devam etmesi, hatta daha da derinleşmesi gerekiyor.
Türkiye bu sorunu aşabilecek güçtedir. Yeter ki samimiyet, ihlâs ve do
ğru düşünce olsun.

Bush Ortadoğu’da

Amerikan Başkanı, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü Beyaz Saray’da kabul ettikten bir gün sonra Ortadoğu gezisine çıktı. Gezinin amacı, Annapolis toplantısıyla tekrar gündeme gelen Filistin barış sürecini ihya etmekti. Fakat Bush, İsrail’in yaptığı zulümleri, yeni yerleşim birimlerini, kapatılan kapıları, işsizliğe mahkum edilen yüzbinlerce Filistinli’yi ve İsrail hapishanelerindeki tutukluları gündeme getirmek yerine, İran’a saldırmayı tercih etti. Gittiği bütün Körfez ülkelerinde İran’ın ne kadar büyük bir tehlike olduğunu anlattı. İslâm ülkelerini İran’a karşı birlik olmaya çağırdı.
Yani kısacası Bush efendi yine saçmaladı. Ortado
ğu’ya ve İslâm dünyasına yeni mesajlar vermek bir tarafa, eski gaflarını yenilemekten öte bir iş yapmadı. Sonuç? Sonu gelen Bush yönetimi, İran konusunda istediğini elde edemedi; bundan sonra da edemeyecek. Amerika içinde bile Bush’tan o kadar bıkmış durumdalar ki, ikide bir Bush politikalarının altını oyan raporlar yayınlıyor, açıklamalar yapıyorlar.
İran konusunda Amerika istediğini elde edemeyecek. Arap ülkelerini ve Türkiye’yi yanına alamayacak. Bölgedeki ülkeler sadece İsrail’in menfaatlerini koruyan bir Ortadoğu politikasına şiddetle karşı. Ortadoğu’da artık yeni dengeler, yeni güç merkezleri var. Neokonlar ne kadar uğraşırsa uğraşsın, bu gerçeği değiştirmeleri mümkün değil.

Medeniyetler İttifak Yapar mı?

Türkiye ve İspanya, Birleşmiş Milletler bünyesinde bir proje yürütüyor. Projenin adı, Medeniyetler İttifakı. Temel kalkış noktası yerinde, meşru ve gerekli bir girişim. Çatışma ve savaş söylemine karşı anlayış, işbirliği, ittifak ve ortaklık temalarını işlemek önemli. Bunun için Türk ve İspanyol başbakanları Ocak ayında Madrid’de bir araya geldiler. Girişimi tekrar dünya gündemine taşımak için mesajlar verdiler.
Fakat şu ana kadar bu proje somut bir sonuç üretemedi. Toplantı yapmak, rapor yayımlamak önemli. Ama bunların ardından somut adımların gelmesi gerekiyor. E
ğitim, göç, azınlıklar, göçmenler, gençlik, medya alanlarında daha somut projelerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Ortalama vatandaşın bu girişimden ne kadar haberi var, o da kuşkulu. Türkiye’de çoğu kişi böyle projenin olduğundan haberdar değil. Bilenlerin muhtevaya ilişkin bir fikri yok. Sıradan insanların hayatına yansımayacaksa, bu tur girişimlerin ne anlamı var? Öte yandan Avrupa’da bu girişime sadece İspanya’nın sahip çıkması dikkat çekici. Diğer Avrupa ülkeleri bu konuda neden suskun yahut çekimser? Onlar medeniyetlerin ittifak edebileceğine, barışabileceğine inanmıyor mu? Türkiye bu girişime ev sahipliği yaparken bu sorular üzerinde de düşünmeli.

Körfez, Petrol, Para…Sonra?

Bütün dünya Körfez’deki Arap ülkelerinin yaşadığı ekonomik rönesansı konuşuyor. Dünyanın en büyük mühendislik projeleri Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar gibi ülkelerde yapılıyor. Gökdelenlerin sayısı her gün artıyor. Çölün ortasında teknolojik şehirler yükseliyor. Petrol ve doğal gazla gelen sıcak para, bölgenin çehresini değiştiriyor.
Fakat sıcak parayla gelen zenginlik, gelişmişlik anlamına gelmiyor. Gelişmiş sayılmak için sa
ğlam bir alt yapının, iyi ve üretken bir üniversite sisteminin olması, araştırma ve geliştirmeye kaynak ayrılması, vs. gerekiyor. Örnek olarak gösterilen Körfez ülkeleri şu ana kadar petro-dolarlar sayesinde Batılı modeli taklit ediyor. Taklidin gelişmişlik demek olmadığını biliyoruz. Bazen beklenmedik bir hadise her şeyin ne kadar kırılgan ve yapmacık olduğunu gösteriyor.
Ocak ayı içinde Abu Dabi ve Dubai’ye üç gün üst üste ya
ğmur yağınca, şehirde hayat felç oldu. Dünyanın en büyük hava alanına, en büyük araba parkına sahip olan, en yüksek gökdelenini inşa eden ve daha bir sürü “en büyük”e sahip olan BAE, üç gün devam eden yağmura teslim oldu. Ve zahirde muhteşem görünen sistemin altyapıdan yoksun olduğu ortaya çıktı. Kültür ve kimlik alanında durum farklı değil. Üretmeden, petrolle zenginleşen Körfez ülkeleri, Batılı modelleri taklit ederek kendi kimliğine sahip çıkabilir mı?

Başörtüsü Siyasi Simge mi?

Başbakan Erdoğan sonunda İspanya’da patladı ve “Siyasi simge bile olsa başörtüsü yasaklanamaz.” dedi. Açıklamanın üzerine yine hummalı bir tartışma başladı. Gizli kameralarla başörtülüler görüntülendi. Sanki suç işliyormuş gibi TV ekranlarına taşındılar. Kimileri “işte bakın, sonunda itiraf ettiler” dedi. Böylece başörtüsünün aslında siyasi bir sembol olduğu, cumhuriyete meydan okumak anlamına geldiği, bu yüzden de yasaklanması gerektiği söylendi. Kısacası yine başa dönmüş olduk.
Yıllardır “başörtüsü bir siyasi simge de
ğildir” diyen başkabakan da belli ki artık bu tartışmadan yorulmuş. İnceldiği yerden kopsun diyor. Fakat bu yaklaşım sorunu çözmeyecek, derinleştirecek. Şu ana kadar gösterilen sabır ve kararlılık tavrının devam ettirilmesi gerekiyor. Zira başörtüsünün siyasi sembol olduğunu kabul etmek, tam da başörtüsü ve özgürlük karşıtlarının istediği bir şey. Bu tartışma üzerinden yasağın kalması için mücadele ediyorlar.
Oysa toplumda bu konuda geniş bir uzlaşma var. Şimdi bu uzlaşmanın uygulamaya geçirilmesi gerekiyor. Ama bunu yaparken do
ğru zamanda doğru adım atmak gerekiyor. Tabular kolay yıkılmıyor. Hele birileri bu tabulardan nemalanıyorsa, işiniz daha da zor demektir.

 

Halil Akgün Şubat 2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

09:00 - 18/3/2008 - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa


Yeni Sayfa 3



Google Pagerank Checker Hakkımda
Gözler sözleri anlatır, sözler özleri anlatır, kaybedilmiş özü kazanmak icin işe gözden başlanmalıdır.Tasavvuf bir yaşamdır, tasavvuf oldukça insan yaşar, insan yaşadıkça tasavvuf var olur. Tasavufta ancak hayanızla yürüyebilir, takvanızla yaşayabilir, edebinizle oturabilirsiniz. Aksi takdirde yaşarken ölürsünüz.
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
FERZÂNE
MENZİL NET
SEMERKAND DERGİSİ
SON PEYGAMBER
TEVBE KAPISI
HAYKIRIŞ İSLAMİ FORUM
HACEGÂN İLAHİ GRUBU
DURSUN ALİ ERZİNCANLİ
SEMERKAND AİLEM
KALP HUZURU
MUSLUMAN GENC
RADYO ONBEŞ
Sultanlar Diyarı

Kategoriler
Boomp3.comSon Yazılar
- FİLİSTİN İNTİFADA NACİ EL ALİ
- S.Ihsan Erol´dan GAFLET sohbeti:
- MUSTAFA YILMAZ SUSUZ ÇÖLLERDEYİM
- SANA DAİR Dursun Ali Erzincanlı
- KALBİN GECE UYANIŞI TEHECCÜD
- Gülistan Dergisi Muhammed Yıldız
- MİRAÇ NE ZAMAN VE NE ZAMAN GERÇEKLEŞTİ? MİRAÇ NEDİR?
- O’na Dönsün Yüzün Mehmet IŞIK SEMERKAND DERGİSİ
- Başlıksız
- Zemzemin faydaları nedir, nasıl içilir? Zemzem suyu nasıl bulund
- Seyyid Abdülhakim EL-Hüseyni (K.S)
- GÜL SULTAN
- OSMANLI PADİŞAHLARI
- Cancağızım
- Dermanım Allah Yunus Emre
- Kara Yüzüm Emrullah Coşkun
- ESMÂ-ÜL HÜSNÂ VE ANLAMLARI
- Sana Kalbimi Getirdim
- Mektubat-ı İmam Rabbanî k.s.’den Tasavvufun Maksadı Ali Ka
- Kaside-i Nakşi Menzil Net Tasavvufi Yazılar
Cansofi

Ziyaretçi Defterimizi Okuyunuz

Ziyaretçi Defterimize Yazınız

CANDOSTLARIMIZ
Google
Untitled Document