Untitled Document



Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Untitled Document Yeni Sayfa 1







Gül Düşünürsen Gülistan Olursun, Diken Düşünüren Dikenlik Olursun Mevlâna K.s.

OSMANLI PADİŞAHLARI

Kategori: genel-guncel

OSMANLI PADİŞAHLARI

 

 

 

11:21 - 29/5/2008 - Dostlarımızın Fikirleri {2} - Sizin Fikriniz Nedir?


Sosyal Psikoloji Laboratuvarında Başörtüsü Prof.Dr.Nevzat Tarha

Kategori: genel-guncel

 

Prof. dr. Nevzat Tarhan'ın kaleminden;

 

 

Başını örtenler:

Eğer inanmadan örtünüyorsanız, başörtüsünü çıkarınız.

Eğer siyasi simge olarak örtüyorsanız, çıkarınız.

Eğer mahalle baskısı ile örtüyorsanız çıkarınız.

Eğer babanızın baskısı ile örtüyorsanız, çıkarınız.

Eğer kocanızın baskısı ile örtüyorsanız, çıkarınız.

Eğer ağabeyinizin baskısı ile örtüyorsanız, çıkarınız.

Eğer yaşadığınız ortamda prim yaptığı için örtüyorsanız, başörtünüzü çıkarınız.

Eğer gelenek olduğu için örtüyorsanız, çıkarınız.

Eğer sizi güzelleştirdiği için başınızı örtüyorsanız, çıkarınız.

Eğer Allah için örtüyorsanız, sizi tebrik ederiz.

Eğer inandığınız için örtüyorsanız, sizi tebrik ederiz.

Eğer dini gereklilik için örtüyorsanız, sizi tebrik ederiz devam ediniz. Ancak artık özgür olmadığınızı unutmayın. Başörtüsü ile sakız çiğneyerek dolaşamazsınız. Karşı cinsle sarmaş dolaş olamazsınız. Artık temsil ettiğiniz bazı değerlerin var olduğunu unutmayınız.

            Eğer inandığınız için örtünüyorsanız içini doldurunuz. Dürüstlüğünüz, çalışkanlığınız, hoşgörünüzle örnek olurken; ahlakî anlayışınız, oturup kalkışınızda da daha dikkatli olmalısınız.

            Çünkü başörtüsü sizin için hem bir hak hem bir değerdir.

            Haktır; çünkü sonradan çıkarılmış bir kavram değildir. 1400 yıllık bir geçmişi vardır. O halde örtündüğünüz gibi yaşayın. Yaşadığınız gibi örtünün.

         

                Karşı Çıkanlar

           

               Başörtüsüne size ölümü hatırlattığı için karşıysanız, vazgeçiniz. Ölüm vardır ve gerçektir.

           

            Başörtüsüne din karşıtlığınız sebebiyle muhalifseniz, vazgeçiniz. Dinin teselli etme ve hayata anlam katma gücünü yok edemezsiniz.

            Başörtüsüne korktuğunuz için karşıysanız, korkunuzu analiz ediniz.

            Korkunuz dini bir veriden kaynaklanıyorsa, o veriyi tartışınız.

            Korkunuz dinin yanlış yorumlarından kaynaklanıyorsa, doğru yorum bulmak ya da oluşturmak için mücadele ediniz.

            Korkunuz küçük kentler ve Anadolu’daki mahalle baskısı ile insanlarla diyologa giriniz. Birlikte yaşama bilincini oluşturmak gibi bir misyon üstleniniz. Yasağı yasakla gidermek çözüm olamaz.

            Korkunuz İran gibi olmaktan kaynaklanıyorsa, başörtüsüne karşı çıkmak yerine radikalliğe karşı çıkınız.

            Korkunuz Atatürkçülüğün tehlikede olmasından kaynaklanıyorsa hangi Atatürk’ü savunduğunuzu sorgulayınız.

            Korkunuz Cumhuriyetin tehlikede olmasından kaynaklanıyorsa “Tek Parti Cumhuriyeti”ni mi, “Çok Partili Cumhuriyeti” mi savunduğunuzu sorgulayınız.

            Korkunuzun sebebi özgürlüklerin kaybolması ise, ise herkese özgür yaşayacağı ortam sağlayacak çözümler üretiniz.

            Korkunuz laikliğin tehlikede olmasından ileri geliyorsa, laiklikle din karşıtlığını karıştırıp karıştırmadığınızı sorgulayınız.

            Korkunuz sahip olduklarınızı yitirmekse, elde ettiğiniz varlıklara “düşünceye karşı düşünce” yöntemiyle mi mücadele ediyorsunuz, bunu sorgulayınız.

            Başörtülü birini gördüğünüzde size ‘dinsiz’ denildiğini hissediyorsanız, vazgeçiniz. Çünkü bu sizin algınız olabilir. Niyet okuyarak hükme varmak, insanı realite körlüğüne götürür.

            Başörtülü bir  kadını gördüğünüzde, ‘dinde böyle bir uygulama yok’  diye düşünüyorsanız, bırakınız onu konunun uzmanları söylesin. Bilimsel cahillik yapmayınız.

            Başörtüsünü ‘gericilik’ olarak değerlendiriyorsanız, asıl gericiliğin öğrenme hakkını engelleme olduğunu görünüz. Gericilikle mücadele cehaletle mücadeledir; dinle mücadele değildir.

            Başörtülüleri ‘kendilerini kısıtlayan insanlar’ olarak görüyorsanız, inandığı değerler için zevklerinden vazgeçenlere saygı duyunuz.

            Başörtülüler size ‘Usame Bin Ladin’i hatırlatıyorsa, zihin haritanızı değiştiriniz. Radikal din anlayışının, İslam dininin ilk doğuşunda üç halifeyi öldürdüğünü unutmayınız.

            Başörtüsünü görünce ‘dinî faşizm’den korkuyorsanız, Hitler’den hareketle ‘bütün Almanlar faşisttir’ deme adaletsizliğini yapmayınız.

            Başörtülüler, size ‘tehdit altında olduğunuz’ izlenimini veriyorlarsa, kendinize konuyu kişiselleştirip kişiselleştirmediğinizi sorunuz. Başörtülülerle konuşmayı deneyiniz. Önyargıları, diyaloglar aydınlatır.

            Bir insanın başının zorla kapatılmasından yana iseniz, ceberutsunuz. İslam tarihinde selefi, harici radikalizm yorumu bunu öngörmüştür.

            Bir insanın başını zorla açtırıyorsanız yine ceberutsunuz. Bu durum, din karşıtlığını dogma haline getirdiğinizin ispatıdır: Kendinizle yüzleşiniz. Belki de ‘Modern Tiran’lığı savunuyorsunuz.

            Güç kullanarak kendi dogmalarınızı kabul ettirmek istiyorsanız, siz Ortaçağ’a aitsiniz. Dinî görünümlü ya da modern görünümlü olmanız fark etmez.

            Siyasî talebi olmayan bir genç kızın inançlarının gereğine göre yaşamasına karşı çıkıyorsanız, laikliğe de karşı çıkıyorsunuz demektir.

            Siyasî talebi olmayan bir ailelerin çocuklarına dinin öngördüğü ahlakî normları öğretmeyi, din dersi vermelerini laikliğe aykırı görüyorsanız; bu davranış bilimsel, çağdaş, ilerleme ve aydınlanmaya uygun değildir. Alternatif üretiniz.

            Siyasî talebi olmayan ama dinini yaşamak isteyen doktora, mühendise, subaya karışmayınız. Aydınlanmanın Descartes döneminde takılıp kalmışsınız demektir. Allah’a hesap verme duygusu yaşayan bir subay ya da doktor ülke için şanstır.

            Siyasî talebi olmayan ama dinin teselli gücünü, yaşama anlam katma özelliğini ve ölümden sonraki hayatı öngörme fikrini bilimle birleştirenlere karşıysanız, bilimsel gelişmeye ve düşüncenin ilerlemesine de karşısınız demektir.

            Başörtüsüne ‘bazı siyasîler sahip çıkıyor’ diye karşıysanız, demokratlığınızı sorgulayınız.

            ‘Başörtüsü istismar ediliyor’ diye düşünerek muhalefet ediyorsanız, istismar edenle etmeyeni anlamanın en iyi yolunu deneyiniz.

            Bu konuyu istismar edeni etmeyenden, önyargılı olanı olmayandan ayıran laboratuar, sosyal alanlardır. Üniversitelerde serbest bırakın. Üç, beş sene gözlemleyin. Eğer kamu düzeni bozulursa ve başı açıkların hakları ellerinden alınırsa, aptallık yapmayın; mücadelenizi verin.

            Eğer askerseniz ve sezgileriniz, Türkiye’nin geleceğini tehdit edecek bir tehlikeyi haber veriyorsa; üniversiteler sizin için birer sosyal psikoloji laboratuarı olacak. Böylece siz de deneyecek ve göreceksiniz: Kamu düzeni, provokasyonlara rağmen bozuluyor mu bozulmuyor mu?

            İnsan davranışlarının dilini, yalan söylenip söylenmediğini, niyetleri anlamayı ve korkuları yenmeyi gösterecek en iyi yol, deneme sınamadır.

            Deneme-sınama yöntemi her zaman risklidir, ancak radikalliği önlemek için bu riski göze almak gerekir.

            Adalet, cesaret istediği gibi doğruları bulmakta, risk almayı gerektirir.

            Özgürlük ve barış tarihte hiç kolay elde edilmemiştir.

            Bazıları başının dışını örtüyor, bazıları içini örtüyor. Bunun için sosyal psikoloji laboratuarı en etkili bilimsel deney ve gözlem yeridir.

           

            Türkiye kendi modernizmini geliştirmek dünyaya model olma şansını yakalayabilir.

            Bu konuda da rehberimiz akıl ve bilim olmalıdır.

            Bilim inancı taklit etmez ama tehdit de etmez. İnceler, rapor eder ve tarih sahnesine sunar. Özellikle üniversiteler hiçbir fikre kapısını kapamazlar. Analiz ederler, yorumlarlar. Evrensel yaklaşım bu olmalıdır.

            İnanç bilimsel kategoridir. Üniversitelerin sosyal psikolojik laboratuvar olması fırsatını kaçırmayalım. Türkiyemiz bu sınavı dünyaya örnek olacak şekilde aşması dileğiyle…


00:02 - 9/2/2008 - Dostlarımızın Fikirleri {7} - Sizin Fikriniz Nedir?


Cemil Çiçek Meclis konuşması "MECLİS TEBESSÜM ETTİ"

Kategori: genel-guncel

 
 
Yayınladığım video   06.02.2008 akşam mecliste yapılan oylama öncesi Sayın Cemil Çiçek'in yaptığı konuşmanın bir bölümüdür. Chp milletvekili Muharrem İnce'nin  Çiçeğe yönelttiği soru ön planda tutulmuş gibi görünsede yani gündem değiştirilmeye çalışılsada, "GÜNEŞ BALÇIKLA NASIL SIVANMAZSA " Türban Başörtüsü gerçeğinide kimse kapayamaz kimse bu gerçeği görmezden gelemez buyrun izleyin.   
 
Konuşmanın diğer önemli kısımı aşağıdaki haberde vardır.
 
 

Meclis tebessüm etti! Başbakan Erdoğan'ı bu kadar güldüren neydi? Tıkla İzle

Erdoğan'ı bu kadar güldüren ne? - VİDEO
Cemil Çiçek, TBMM Genel Kurulunda, Anayasa değişikliği teklifiyle ilgili görüşmelerde milletvekillerinin sorularını cevapladı, Meclis ise tebessüm etti.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, yüksek öğretimde başörtüsüyle ilgili soruna çözüm aradıklarını belirterek, ''gelin ne olur, sorunun parçası olacağımıza, çözümün parçası olalım'' dedi.

DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, ''Başörtüsü takanlar iffetli ve namuslu, başörtüsü takmayanlar iffetsiz ve namussuz'' şeklinde bir değerlendirmenin toplumda sıkıntı yaratacağını, bunun da öncelikle Hükümeti zor durumda bırakacağını belirterek, Yükseköğertim Kurumları Teşkilat Yasasının Ek 17. maddesinde yapılacak değişikliğin çerçevesinin belirlenmemesi halinde gerginliğin süreceğini söyledi.

TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, Kaplan'ın sözünü keserek, toplumda herkesin iffetli ve namuslu olduğunu belirtti.

Çiçek, Kaplan'a yanıt verirken, ''Bu çok doğru bir şey değil, çok haksız bir suçlamadır. Zaten geçmişten gelen şöyle bir şey var; 'başı örtülü olan laik olamaz, başı açık olan Müslüman olamaz...' Maalesef bu tezatları bu ülke yaşadı. Namus meselesi ise bunun çok dışında olan bir kavramdır'' dedi.

Böylesine önemli bir olayın içerisine bu türden fitne ve fesadı sokanları, bizatihi sorunun çözülmesini istemeyenler olarak tanımlayan Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu tuzağa hiç kimsenin düşmemesi lazım. Bu memleketin insanları ister başı açık olsun, ister örtülü olsun, hepsi namuslu, iffetli insanlardır. Saygı duyarız, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperiz. Meseleye böyle bakmamız lazım. 'Kurt bulanık havayı sever' diyorlar ya... Bu ortamda 'acaba ne yaparız da bir kavga, maraza çıkarırız.' Bunların toplumsal kökleri yok, bunlar halka sırtını dönmüş, halktan kopuk kesimlerin ortaya çıkardığı karmakarışık laflardır. Bunları şiddetle reddediyoruz. Bu teklifin altında imzası bulunanların hiçbirisinin aklının köşesinden geçmeyen şeylerdir.''

Çiçek, konu üzerinde gerçekten bir uzlaşma aradıklarını vurgulayarak, ''Emin olun, başörtüsü konusunda biz bu işi çözeceğiz. Burada bulunan bulunmayan, Allah'ın rahmetine kavuşmuş olan, olmayan, aktif siyasette bulunan bulunmayan herkes; başörtüsü meselesini bir trajik olay olarak görmüş. 'Ben gelirsem çözerim' denilmiş ama çözülememiş'' dedi.

''GELİN, TÜRKİYE'Yİ SIKINTIDAN KURTARALIM''

Sorunu çözmeye çalıştıklarına işaret eden Çiçek, ''Gelin ne olur, sorunun parçası olacağımıza çözümün parçası olalım. Niye suyu hep yokuş yukarı akıtmaya çalışıyoruz'' çağrısında bulundu.

Çiçek, kimilerinin bu süreçte, ''aba altından sopa göstermeye'' çalıştığını ifade ederek, antidemokrkatik gelişmelerden medet umanların olduğunu, halkın vermediğini ''yatay geçişlerle almaya çalışanların bulunduğunu'' söyledi. Çiçek, , ''Biz yatay geçişlerle buraya gelenlerden değiliz, halkın iradesiyle hep beraber geldik'' dedi.

Anayasa tekniği açısından hakların verildiğini, sınırlarının belirlendiğini anlatan Çiçek, ''ya kötüye kullanım olursa, ya bunu suistimal eden olursa'' denildiğine işaret ederek, ''Olursa, Anayasanın 13. ve 14. maddeleri var. Her hakkın düzenlendiği maddede, özel sınırlamalar var. 'Bu da yetmiyor' diyorsanız ceza kanunları var, disiplin ve idare hukuku var. Gelin, bunu yapalım ne olur yani. Türkiye'yi bu sıkıntıdan kurtaralım, rica ediyorum. Bu kadar insan adına rica ediyoruz, mağdur olanlar, endişe duyanlar adına rica ediyoruz'' diye konuştu.

''ÇÖZÜM MÜ, DAYATMA MI?''

Başbakan Yardımcısı Çiçek, YÖK Kanunun Ek 17. maddesiyle ilgili değişiklik konusuna değinerek, şöyle konuştu:
''Gelin hep beraber bir komisyon kuralım. Kim neden endişe ediyorsa, bu endişeleri ortadan kaldıracak düzenlemeleri burada yapalım. Bu istismarlar için bundan daha açık bir çağrı, bundan daha açık demokratik çözüm yöntemi olur mu? Bizim yöntemimizi yanlış bulanlar varsa... Allah'ınızı seviyorsanız ne diyorlar? 11 saat Anayasa Komisyonunda dinledik, çözüm adına kim ne söyledi? Çözüm adına bakın burada bir çözüm geldi. Geçmişte deniyordu ya 'anamız, bacımız gibi örterse mesele yok' diye... Şimdi burada çözüm geldi; 'herkes başını açsın, bu iş bitsin' deniyor. Bu çözüm mü, dayatma mı? Hangisi çözüm insaf edin. Biz çözüm arıyoruz. Ayrımcılığı kaldıralım, verilen hakkı kötüye kullanmak isteyen varsa, bunun da müeyyidelerini hukuk içinde koyalım. Bunun hukuka, Anayasaya aykırı bir yanı yok.''

''GİZLİ GÜNDEMİMİZ YOK''

Çiçek, gizli gündemleri bulunmadığını, paranoyalarla toplumu meşgul etmenin kimseye faydası olmayacağını söyledi. Demokratik toplumun açık toplum olduğunu, ne yapılırsa yasalar çerçevesinde, Anayasa teminatı altında yapılacağını ifade eden Çiçek, ayrıca denetim mekanizmaları da olduğunu belirtti.

Sorunu birlikte çözme çağrısını yineleyen Çiçek, ''(Bu ülkede ayrımcılık vardır, yoktur) denilemez. Bu ülkenin insanları gidiyor Avusturya'da, Fransa'da, Almanya'da okuyor. Türkiye'de okuyamıyor... Laikliği, Fransa'dan aldık. Oradan mukayese yapılarak, Türkiye'nin sorunlarına çözüm getirmek beni rahatsız ediyor. Niye bu ülkenin insanları kendi Parlamentosunda bu sorunu çözemiyor. İlla Fransa'dan, Almanya'dan misal gösterecek. Ayıp oluyor. Kendi tarihimize, kendi kültürümüze yakışmıyor'' diye konuştu.

Endişeleri ortadan kaldıracak çalışmayı yarın sabahtan itibaren birlikte yapmayı öneren Çiçek, ''Ortada olan ne var? Diyorsunuz ki bu işi çekelim. 1992 yılında bu konu, TBMM'ye gelmiş ve konuşulmuş. İki büyük partinin koalisyonu... Keşke o zaman çözülebilseydi. Denilmiş ki bu konuyu zamana bırakalım. Sene 1992, sene 2008... 16 senede bir arpa boyu yol alamamışız. Halen bu konuları konuşuyoruz'' dedi.

CHP'Lİ İNCE'YE:''HER BİLDİĞİNİZ BÖYLEYSE YAZIKLAR OLSUN''

CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Çiçek'in konuşmasında ''iki yüzlü siyaset'' anlayışından söz ettiğini ifade ederek, ''Siz önce MHP'li sonra ANAP'lı, sonra RP'li, sonra AKP'li oldunuz. Başka parti kaldı mı? İki yüzlü siyasetten anlayışınız nedir?'' diye sordu.

Çiçek, İnce'nin sorusunu yanıtlarken, şöyle konuştu:
''Ben geçmişimi biliyorum. Geçmişim gizli bir tarafı da yoktur. Yasalara aykırı hiçbir iş yapmadım. Sizin partinizin evet dediği bir yasa tasarısına evet demediğim için partimden ihraç edildim. Evet demediğim tasarı, Türkiye'yi mesleksizler toplumu haline getirdi. Ondan sonraki sürece bakarsanız, Refah Parti'li olmadım. Her bildiğiniz böyleyse yazıklar olsun... MHP ile organik bağım olmadı. O da Türkiye'nin bir partisidir. MHP ile siyasi ilişkim olmadı. Bunu da böyle bilin. Her bildiğiniz böyleyse, yazıklar olsun size...''

Çiçek, 'yarım hocanın dinden, yarım doktorun candan, yarım hukukçunun da maldan, candan edeceğini'' ifade ederek, ''Yarım siyasetçi de bunların hepsinden eder'' diye sözlerini tamamlarken, konuşması AK Parti'li milletvekilleri tarafından alkışlandı.

İşte bu esnada Meclis TV kamerasına takılan Başbakan Erdoğan'ın tebessüm anı....
 
 

14:58 - 7/2/2008 - Dostlarımızın Fikirleri {11} - Sizin Fikriniz Nedir?


Özgürlük kampanyasında imza sayısı 3300'ü aştı Haber 7 com

Kategori: genel-guncel

Özgürlük kampanyasında imza sayısı 3300'ü aştı



"Başörtüsüne Özgürlük" adı altında başlatılan kampanyaya imza atan öğretim üyesi sayısı 3300'ü aştı. İmza kampanyasında bugün son gün. Tam liste şöyle:

06 Şubat 2008 15:45
 
Özgürlük kampanyasında imza sayısı 3300'ü aştı 

Başörtüsüne özgürlük amacıyla başlatılan imza kampanyası, bugün sona eriyor. Bildiriye şu ana dek imza atanların tam listesi:

 

Prof. Dr. Levent Köker, Gazi Üniversitesi
Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem, Dicle Üniversitesi
Prof. Dr. Zühtü Arslan
Prof. Dr. İhsan Dağı, ODTÜ
Doç. Dr. Şaban Çalış, Selçuk Üniversitesi
Prof. Dr. Ali Nesin, Bilgi Üniversitesi
Prof. Dr. Yasin Aktay, Selçuk Üniversitesi
Doç. Dr. Ferhat Kentel, Bilgi Üniversitesi
Doç. Dr. Vedat Bilgin, Gazi Üniversitesi
Prof. Dr. Nuri Yurdusev, ODTÜ
Prof. Dr. Ümit Cizre, Bilkent Üniversitesi
Prof. Dr. Elisabeth Özdalga, ODTÜ
Doç. Dr. Nuray Mert, İstanbul Üniversitesi
Prof. Dr. Eser Karakaş, Bahçeşehir Üniversitesi
Prof. Dr. Naci Bostancı, Gazi Üniversitesi
Prof. Dr. Mete Tunçay, Bilgi Üniversitesi
Prof. Dr. Şükrü Koç, Akademisyenler Birliği Başkanı
Doç. Dr. Önder Kutlu, Selçuk Üniversitesi
Doç. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez, KTÜ
Doç. Dr. Erdinç Yazıcı, Gazi Üniversitesi
Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne
Prof. Dr. Atilla Yayla, Gazi Üniversitesi
Doç. Dr. Bekir Berat Özipek, Gaziosmanpaşa Üniversitesi
Doç. Dr. Ali Gür, Dicle Üniversitesi
Prof. Dr. M. Emin Çağıran, Gazi Üniversitesi
Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu, Selçuk Üniversitesi
Dr. Vahap Coşkun, Dicle Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Hasan Mor, Selçuk Üniversitesi
Doç. Dr. M. Edip Çağmar, Dicle Üniversitesi
Prof. Dr. M. Akif Aydın, Marmara Üniversitesi
Prof. Dr. Sait Gezgin, Selçuk Üniversitesi
Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu
Yrd. Doç. Dr. Murat Çemrek, Selçuk Üniversitesi
Doç. Dr. Remzi Çevik, Dicle Üniversitesi
Doç. Dr. Bahadır Akın, K. Mehmet Bey Ü.
Yrd. Doç. Dr. Y. Ebubekir Ceylan, Fatih Üniversitesi
Doç. Dr. Fatih Karaosmanoğlu
Prof. Dr. Halil Berktay, Sabancı Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Bican Şahin, Hacettepe Üniversitesi
Doç. Dr. Refik Korkusuz, Dicle Üniversitesi
Doç. Dr. Kemal İnat, Sakarya Üniversitesi
Doç. Dr. Ali Murat Yel, Fatih Üniversitesi
Doç. Dr. İbrahim Atilla Acar, SDÜ
Doç. Dr. Berdal Aral, Fatih Üniversitesi
Prof. Dr. Turan Güven, Gazi Üniversitesi.............
.......................................................................................
......................................................
........................................................
 

 

 

 

Ve İsimlerin devamı için linki tıklayınız.

 

 

14:50 - 7/2/2008 - Dostlarımızın Fikirleri {2} - Sizin Fikriniz Nedir?


'Başörtüsünde 23yılda alınan mesafe bu' Ahmet Taşgetire

Kategori: genel-guncel

 

 'Başörtüsünde 23 yılda alınan mesafe bu'

 

Ahmet TAŞGETİREN'in yazısı...

 

Çene altından bağlama" zorunluluğu nasıl bir şey?

Tabii ki "gülünç" bir şey.

Bunun gülünçlüğünde herkes hem-fikir.

Güneri Civaoğlu Milliyet'teki yazısında, "Dünya gülecek" başlığı altında "Kızmayın, gülümseyin... "Çene altından bağlı başörtüsü" gibi bir tanıma ancak gülünür, diye yazmış. "Pilav üstü kuru" gibi bir tanım."

Sonra üniversite kapısındaki durumu tasavvur etmiş:

"Başı örtülü genç kız, okuduğu fakültenin kapısına geldiğinde, polis -büyük olasılıkla kadın polis- tarafından çevrilecek.

"Başını yukarı kaldır, çenenin altını göster."

Bakacak. Eğer başörtüsü çene altından bağlıysa, "Geç..."

Peki bağlı değil de iğneyle tutturulmuşsa "Yassak!" Hadi... Genç kız oracıkta iğneyi çıkarıp çene altından bir düğüm atacak ve geçecek... Türbanlı bir genç kız gelirse ne olacak?

Çene altından göstermelik düğüm varsa geçecek. Ya da... Boynunun da sarılı olduğu gerekçesiyle durdurulacak.

O da "Boğazım ağrıyor, onun için sardım" derse n'olacak? Doktor raporu mu istenecek?

Cumhuriyet tarihinde herhalde böylesine bir "hukuk komedisi" yazılmış değildir. Hem komik, hem de uygulanma şansı yok."

Bu satırlar yaşanacak komediyi yeterince anlatıyor.

Benzeri şeyleri, BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu da söylemiş, İstanbul Üniversitesi Rektörü Mesut Parlak da... Yazıcıoğlu "Utanıyorum" diye tepki vermiş.

Gazeteler, çeşit çeşit fotoğraf yayınlıyor, hangisi çene altı formülüne uygun diye...

Yabancı medya Türkiye'de yaşanan "komedi"yi dünyaya yansıtıyor. Başörtülü genç kızlar da, "Çene altı formülü"nü "gülünçlük"ten öte, "biçim dayatması" olarak niteliyorlar.

Komedinin bir başka boyutuna Vatan'dan Hami Tezkan işaret ediyor:

"Yıl 1985.. Baş örtüsü takan bir genç kız kayıt yaptırmak için üniversiteye gelir..

Görevli, içeri böyle giremezsin der..

Niye?

Baş örtüsü yasak.. Türban takacaksın..

Genç kız tuvalete gider, başındaki eşarbı bu kez türban şeklinde bağlar..

Görevli, tamam der işte böyle..

23 yıl sonra..

2008..

Bu kez türbanlı bir kız üniversitenin kapısına gidecek..

Görevli yine dur diyecek, böyle giremezsin..

Niye?

Türban yasak.. Baş örtüsü takacaksın..

Genç kız yine tuvalete gidecek, başındaki türbanı söküp baş örtüsü şeklinde takacak.. Çene altından düğüm..

23 yılda aldığımız mesafe budur!"

Komedinin bir başka boyutunda ise, lider eşlerinin baş örtüsünün "Çene altı formülü"ne uyup uymadığı hususu var. Belli ki malum formülle o baş örtme biçimleri üst üste oturmuyor. Ne olacak? Bir merasim: Çene altı formüle uyma merasimi!!!

Yani komedi.

Peki kim bu komedinin, bu gülünç durumun mimarı?

Ak Parti veya MHP demeyin!

Meral Akşener de demeyin. Bence onlar, çaresizleri oynuyor. Devletle halk arasında tıkanıp kalmışları. Onların yaptığı "Acaba bu formülle bu çıkmazdan kurtulabilir miyiz?" arayışından ibaret.

Formül, "Askere uyum" yaklaşımından kaynaklanıyor.

GATA'da çene altı fiyonkla içeri girebiliyormuş ya başörtülü asker yakınları...

Vaktiyle Hava Kuvvetleri Komutanı İlhan Kılıç, bir yemin töreninde, asker yakını annenin başındaki örtüyü çözüp, sonra çene altından düğüm yapıp, "Böyle bağlarsan töreni takip edebilirsin" gibi bir fetva vermiş ya...

Siyasetçilerimiz de "Asker formülüne kimse itiraz etmez" mantığıyla "Çene altı fiyong"a sarıldılar.

Ama anlaşılan bu memlekette başörtüsü konusunda Askerden çok daha şedit karşıtlar bulunduğunu hesaba katmadılar.

Asker ne de olsa şehit anneleri ile iç içe. Tabuta kapanan şehit annesine "Başını aç da öp çocuğunun tabutunu" diyecek hali yok.

Şehitle alakası bulunmayan ise başörtüsü falan hesaba katmıyor. Onu demokrasi de çok ırgalamıyor. Celal Şengör tipine bak ne demek istediğimi anla.

Bu işte bir gülünçlük olduğu muhakkak. Öyleyse herkes, olan sitene gülerken, biraz da "Bunda benim payım ne?" diye sorgulasın kendisini...

 

 

10:57 - 1/2/2008 - Dostlarımızın Fikirleri {14} - Sizin Fikriniz Nedir?


Sonraki Sayfa
Yeni Sayfa 3



Google Pagerank Checker Hakkımda
Gözler sözleri anlatır, sözler özleri anlatır, kaybedilmiş özü kazanmak icin işe gözden başlanmalıdır.Tasavvuf bir yaşamdır, tasavvuf oldukça insan yaşar, insan yaşadıkça tasavvuf var olur. Tasavufta ancak hayanızla yürüyebilir, takvanızla yaşayabilir, edebinizle oturabilirsiniz. Aksi takdirde yaşarken ölürsünüz.
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
FERZÂNE
MENZİL NET
SEMERKAND DERGİSİ
SON PEYGAMBER
TEVBE KAPISI
HAYKIRIŞ İSLAMİ FORUM
HACEGÂN İLAHİ GRUBU
DURSUN ALİ ERZİNCANLİ
SEMERKAND AİLEM
KALP HUZURU
MUSLUMAN GENC
RADYO ONBEŞ
Sultanlar Diyarı

Kategoriler
Boomp3.comSon Yazılar
- FİLİSTİN İNTİFADA NACİ EL ALİ
- S.Ihsan Erol´dan GAFLET sohbeti:
- MUSTAFA YILMAZ SUSUZ ÇÖLLERDEYİM
- SANA DAİR Dursun Ali Erzincanlı
- KALBİN GECE UYANIŞI TEHECCÜD
- Gülistan Dergisi Muhammed Yıldız
- MİRAÇ NE ZAMAN VE NE ZAMAN GERÇEKLEŞTİ? MİRAÇ NEDİR?
- O’na Dönsün Yüzün Mehmet IŞIK SEMERKAND DERGİSİ
- Başlıksız
- Zemzemin faydaları nedir, nasıl içilir? Zemzem suyu nasıl bulund
- Seyyid Abdülhakim EL-Hüseyni (K.S)
- GÜL SULTAN
- OSMANLI PADİŞAHLARI
- Cancağızım
- Dermanım Allah Yunus Emre
- Kara Yüzüm Emrullah Coşkun
- ESMÂ-ÜL HÜSNÂ VE ANLAMLARI
- Sana Kalbimi Getirdim
- Mektubat-ı İmam Rabbanî k.s.’den Tasavvufun Maksadı Ali Ka
- Kaside-i Nakşi Menzil Net Tasavvufi Yazılar
Cansofi

Ziyaretçi Defterimizi Okuyunuz

Ziyaretçi Defterimize Yazınız

CANDOSTLARIMIZ
Google
Untitled Document