Untitled Document



Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Untitled Document Yeni Sayfa 1







Gül Düşünürsen Gülistan Olursun, Diken Düşünüren Dikenlik Olursun Mevlâna K.s.

Bir Sofinin Rüyası

Kategori: oyku

 

Sofiler Muhakkak Okuyun ve Diğer Sofilerede Okutun İnş.

 

 

Esselamu Aleyküm dostlar.Bir konuyu daha sizlerle paylasmak istedik âcizâne muhabbetimiz olur insaAllahû Teâla.Haydi Bismillah.......

Sofinin biri bir rüya görmüstür.Bu rüya öyle bir rüyadir ki Sultanimiza anlatmak ister ve Menzile gitmeye karar verir.Sofiyi SEYDA Hazretlerinin huzuruna getirirler.Sultanimiz buyurur:"Basina bir beyaz örtü örtün rüyayi öyle anlatsin" der.Ve sofi rüyayi anlatmaya baslar:

Rüyasinda mahser kurulmustur.lEfendimiz s,a,v ümmetinin basindadir.Saginda dört büyük halifeve solunda Abdulbâki HAZRETLERI yer almaktadir.Bütün sofiler bir aradadir.Ve Iki Cihan Serveri s.a.v. Abdulbâki hazretlerine dönerek:

"Ya Abdulbâki ümmetmden cömert olanlari topla Hz. Ebûbekre teslim et"der.Sultanimiz kalabaligin arasindan sofileri teker teker secerek bu görevi yerine getirir veHz. Ebûbekr Efendimize teslim eder.Efendimiz s.a.v buyurur:

"Ya Abdulbâki ümmetimden cihadi sevenleri topla Hz. Aliye teslim et"der.Sultanimz sofilerin arasina girerek tek tek secer ve Hz. Aliye teslim eder.Efendimiz s.a.v yine buyurur:

"Ya Abdulbâki ümmetimden adâletli olanlari topla Hz. Ömere teslim et"der.Yine SEYDA Hazretleri secerek sofileri Hz. Ömere teslim eder.Efendimiz s.a.v tekrar buyurur:

"Ya Abdulbâki ümmetimden Kuran-i Kerim'i cok okumayi sevenleri topla Hz. Osmana teslim et"der.Ve Sultanimiz secerek sofileri Hz.Osmana teslim eder.

Abdulbâki Hazretleri aglamaktadir.Bir geriye kalan kalabaliga bakar,bir de halifelere teslim ettigi sofilere....Geriye kalan teslim edilenden KAT KAT fazladir. Sultanimiz edebinden iki büklüm olur Efendimiz Aleyhisselâtüvesselam'a gelerek:

"Ya RasulAllah geriye hep cürük carik sofiler kaldi bunlari ne yapayim" der.Merhamet timsâli Efendimiz s.a.v. kollarini acarak:

"YA ABDULBÂKI TOPLA HEPSINI BANA GETIR"der.

Rüyayi dinleyen sultanimizin gözleri dolar cünkü sofi aglamaktan rüyayi zar zor anlatabilmistir ve orda bulunan bütün sofiler de aglamaya baslar.

Sonra SULTÂNIMIZ söyle der:

"Bu rüyayi duyan sofi duymayan sofilere anlatsin"der.

 

 

 

 

 

http://arifleryolu.sitemynet.com/menzilozel.htm den alınmıştır.

 

 

Yayınlamak isteyen arkadaşlar alabilirler, Sultanımız buyurmuşlar; "Bu rüyayi duyan sofi duymayan sofilere anlatsin"  

 

 

14:04 - 5/5/2007 - Dostlarımızın Fikirleri {4} - Sizin Fikriniz Nedir?


CARİYENİN AŞKI

Kategori: oyku

Cariyenin Aşkı

 

 

Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ı fethettiğinde bir süre orada kalır. İdareyi eline alıp kendi hakimiyetini yerleştirmek için bu elzemdir. Bu sırada bir çadırda kalıyor. Çadırı süpürüp temizleyen, yemeği yapan Mısırlı bir cariye vardır ki, Yavuz Selim Han sabah çıkınca, cariye geliyor, akşama kadar çadırı temizleyip yemekleri hazırlayıp gidiyor, akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına dönüyor.

 

Cariye nasıl olduysa birkaç defa Yavuz Sultan Selim Hanı görür ve Ona âşık olur.

Lakin umutsuz bir aşk. Zira bir tarafta koskoca Cihan padişahı Halife-i Rûy-i zemin,

Diğer tarafta basit bir cariye…


Fakat cariyenin aşkı dayanılmaz boyutlara ulaşıp da kalbine sığmaz hâle gelince, ne

Yapacağını bilemez halde Halifeye açılmaya karar verir. Lâkin aradaki uçurum cariyeyi iyice çıkmaza sokar ve kararsız hale getirir.Bir yandan aşkının dayanılmaz baskısı, diğer yandan aradaki devâsâ farkın   kendini engellemesi arasında bocalayan cariye Hâlifenin karşısına çıkma cesaretini kendinde bulamadığından, yazıyla ilân-ı aşk etmeye karar verir.Ve üç kelimelik bir not yazarak Halife hazretlerinin yatağına bırakır.Notta sadece üç kelime yazılır:

 

“Derdi olan neylesin?”

 

Akşam çadırına gelipte yatağınınüzerinde küçük bir kâğıt parçası bulan Yavuz Sultan Selim Han, kâğıdı okuyunca bu notu yazanın, çadırını süpüren cariye olduğunu anlar.

Ve kâğıdın arkasına cevabını yazar:

 

“Derdi neyse söylesin.”

 

 

Kâğıdı aynı yere bırakır. Sabah olunca da çıkıp gider. Bir müddet sonra Cariye temizlik için çadıra geldiğinde ilk iş olarak kâğıdı arar. Kâğıdı bıraktığı yerde duruyor bulur.

Kaparcasına kâğıdı alıp okuduğunda heyecanı bir kat daha artar. Halifenin cevabından cesaretlenen cariye, kâğıdı çevirip dünkü notunun altına şu cümleyi ekler:

 

“Korkuyorsa neylesin?”

 

Akşam olur. Halife çadıra döner. Kâğıdı okur ve cevabı yazar:

 

“Hiç korkmasın söylesin.”

 

Sabah bu cevabı okuyan cariye artık kararını vermiştir.Aşkını bu akşam halifeye söyleyecek. Ne olacaksa olsun artık. Ve o gün temizliği bitirdiği halde gitmeyip Halifeyi beklemeye başlar. Yavuz Sultan Selim Han akşam çadıra dönünce cariyeyi kendisini bekler bulur. Cariye Halifeyi görünce hemen ayağa kalkıp temenna durur. Yavuz Sultan Selim Han “Buyurunuz sizi dinliyorum” deyince, cariye tüm cesaretini toplamaya çalışırken, titreyen ellerini gizlemek için elleriyle dirseklerini tutarak kollarını kavuşturur.Heyecandan yüzü kıpkırmızı olmuştur. Kalbi yerinden fırlarcasına atarken, titrek ve mahcup bir sesle:

“Efendim…” der. “Cariyeniz… Size…” ve cümlesini tamamlayamadan yığılıp kalır.

 

 

Kalbine sığmayan aşkını söyleyemeden ruhunu teslim eden cariyenin, bu tertemiz aşkı karşısında Koca Halife gözyaşlarını silerek etrafındakilere şöyle der:

 

 

“Gerçek aşkı şu cariyeden öğrenin. Zira âşık, mâşukunun yolunda olur ve  o yolda ölür”

 

14:00 - 14/4/2007 - Dostlarımızın Fikirleri {3} - Sizin Fikriniz Nedir?


HÜSN-Ü AŞK'TA SEYR-Ü SÜLÜK

Kategori: oyku

Hüsn ü Aşk'ta Seyr u Sülûk

   Söz konusu ettiğimiz kitap, Dîvân Edebiyatı'nın son ve büyük temsilcisi Mehmed Esad, nam-ı diğer Şeyh Gâlib'in henüz 26 yaşındayken dünya edebiyatına armağan ettiği kıymetli eseri: Hüsn ü Aşk!
   Hüsn ü Aşk ışıklarla, renklerle, kokularla ve türlü efsûnlu hayallerle bezenmiş, her bir beytinde gönlü binlerce kıvılcımla tutuşturan, hayretlere sürükleyen, coşturan, köpürten emsâlsiz bir hazine!..
   Eserde sadece iki gencin sevdanın ateşiyle sınanmalarına sabredip, çilenin, vefânın, azmin ve samimiyetin boyasıyla zînetlenerek visâle ulaşmaya çabalamalarının hikayesi değil; o iki gençten yola çıkarak tasavvuf geleneğinin temel kavramlarına, bir müridin seyr u sülûkta kendisini bekleyen çetin merhalelere işaret eden bir anlatım mevcut...
   "Kendisinin bu eseri yazmak için cihana geldiği"nden söz etmesine bakılırsa, Şeyh Gâlib, tam da sahiplendiği tasavvufî dünya görüşünü en latîf bir tarzda nakış nakış işleyen böylesi bir mesnevînin müellifi olmakla ardında kapanmayacak bir amel defteri bırakmayı murâd etmiş olmalıdır.
   Hüsn ü Aşk'ın bu yönü, mesnevîde geçen kabile, şahıs ve yer adlarıyla birlikte derhal göze çarpar:
   "Benî Muhabbet" kabilesinde aynı gece içinde doğan "Hüsn" adlı kız ile "Aşk" isimli oğlan "Mekteb-i Edep"te, hocaları "Molla-yı Cünûn" gözetiminde okurlar. Zaman zaman Nüzhet-geh-i mânâ'da buluşup "Havz-ı Feyz"i temâşâ ederler. Aşk'ın hiçbir sıkıntısında kendisini yalnız bırakmayan lalası Gayret, Hüsn'ün dadısı ise İsmet'dir. Kabîle ulularından Hayret evlenmelerine muhalif olmasına rağmen, ikisi arasında arabuluculuk yapan ve müşkül anlarda Hızır gibi yardıma koşan Sühan, iyi niyetli bir bilgedir.
   Hikaye kısaca şöyledir:
   "Aşk, uğruna gece gündüz âh u efgân ettiği Hüsn'ü kabilesinin ulularından ister. Aşk'a şayet Diyar-ı Kalb'de bulunan kimyayı getirmezse, Hüsn'e kavuşmasının muhal olacağını söylemeleri üzerine Aşk, lalası Gayret'le birlikte yollara düşer. Yolculuk başından sonuna kadar mihnet ve meşakkatle doludur. Evvela içinde korkunç bir devin bulunduğu ve dibine varmaları yıllar süren derin mi derin bir kuyuya düşerler. Ardından gam harabelerine rastlarlar ve orada Aşk'tan murat almak isteyen bir cadı onları yakalayıp Aşk'ı çarmıha gerer. Her iki belâyı da Sühan'ın yardımıyla sağ-sâlim atlatan Aşk ile Gayret bu kez üzerinde mumdan gemilerin yüzdüğü ateş denizlerinin kenarında mahsur kalırlar. Buradan da Hüsn'ün Sühan vasıtasıyla kendisine gönderdiği bir at ile, Aşkar'la rüzgar gibi geçen Aşk vardığı Çin ülkesinde padişahın kızı Huşrüba'ya gönlünü kaptırır ve onun kendisini götürdüğü Zatü's suver kalesinde tutsak kalır. Kızın hilesinden yine Sühan'ın bilgece yol göstermesiyle kurtulup hakikat sabahına ve Kalb diyarına erişen Aşk görür ki Gayret, Hayret, İsmet, Sühan ve Molla Cünun oradadırlar. Vardığı diyarın şehriyarı Hüsn adlı bir padişahtır ve gerçekte Aşk Hüsn'dür, Hüsn'de Aşk'dır.
 

   Hikayenin başlıca kavramlarına tasavvufî ıstılahta bir karşılık arayacak olursak, sanırım şöyle bir tablo ortaya çıkacaktır:
   Aşk, gönlü Hakk'a vuslat emeliyle kavrulan bir tâlib, Hüsn ise onda bu odu yakan, gözünü yumup açtığı tüm ânlarda, uyku ve uyanıklıkta her dâim müşâhede ettiği, müridi cezbeye sürükleyen ilâhî nakışlar, sûretler, envâî mücerret latîfe, hülasa Rabbin cemâl sıfatının tecellîsi olan zâhirî ve bâtınî herşeydir.
   "Aşkın her hâli edeptir" fehvâsınca, Mekteb-i Edeb'in tedrîsâtından geçen Aşk ile Hüsn; Nüzhet-geh-i mânâda, yani edeb ve güzel ahlâkın müşahhas mekanı olan "dergâh"ta kendilerini dünya ve ukbâ saadetine hazırlayan "feyz dersleri" alırlar.
   Burada mektep hocaları Molla Cünun'dan başka -ki Molla Cünun cehalet gecesinden sabaha kavuşmuş, yanında hükümdar ve dilencinin eşit olduğu, konuşsa cihânı susturan bir hocadır- sofracıbaşı olan Sühân'dan her hususta yardım görürler.
   Sühân'ın fikirleri irfan gecesini aydınlatan, şaşıranlara yol gösterici, mâtemlileri sevindiren, lütuf ve bağışta bulunduğu zaman ölüm ve hayatı can ve cânan kılan bir kişi olarak tavsif edildiğine bakılırsa, onu bir "mürşid-i kâmil" kabul edebiliriz.
   Aşkın kalb ülkesinde, diğerleriyle beraber karşısında bulduğu Beni Muhabbet kabilesi (tarikat mensupları) ulularından Hayret ise, seyr u sülûkun başından sonuna dek, müride eşlik eden ve yakîn ânında zirveye çıkan o vecd hâli olsa gerektir.
   Aşkın seyr u süluk boyunca çektiği ezâ ve cefâdan, rûhî sıkıntılardan, kabz ve bast hallerinin bezginlik yahut taşkınlığından ve bilhassa Huşrübâ'nın cilvelerine aldanıp mecâzî aşk durağında bir müddet oyalandıktan sonra kapatıldığı Zatü's-suver kalesinden, yani her yanını dolduran gönül çelici resim ve sûretlere bakarak âh ettiği bu dünya zindanından yine mürşid-i kamilin yardım ve himmetiyle kurtulması, tarikatta visâlin ancak şiddetli eziyetlere tahammül göstermek sûretiyle mümkün olabileceğini ve tekâmül yolunda bir mürşidin kandiline ihtiyaç olduğunu, kısaca seyrin birkaç kuru zikir ile zahmetsizce yürünebilecek bir yol olmadığını, niyet, amel ve azmin, dua ve gayretin harmanlanmasıyla muvaffakiyet kazanılabileceğini gözlere ayân kılmaktadır.
   Sözlerimizi, Benî Muhabbet kabilesindeki, o güzel insanların anlatıldığı bölümden aldığımız bir beyitle bitirelim ve Şeyh Gâlib'i analım, bir avuç kor düşürerek kalbimize...
   Sattıkları metâ-ı cândır
   Aldıkları sûzîş-i nihândır

   (O has gönüllü âşık ve âriflerin sattıkları can metâıdır. Buna mukabil aldıkları da için için yanış ve kavruluştur.)

 

 

13:25 - 24/3/2007 - Dostlarımızın Fikirleri {1} - Sizin Fikriniz Nedir?


HAZIR CEVAPLAR

Kategori: oyku

Hazır Cevaplar

   İKİYÜZLÜYE CEVAP
   Adamın biri Hazret-i Ali'yi gıyâbında, yani ardından kötülediği halde yüzüne karşı övmeye başlayınca, ondan şu karşılığı almıştır:
   "-Söylediklerinden daha aşağı, fakat içinden geçirdiklerinden daha üstünüm."

   BİTMEYEN SALTANAT
   Selçuklu Sultanlarından biri, Mevlânâ'yı ziyaret ederek saltanatları arasındaki farkı sorduğunda, o yüce zâttan şu cevabı almıştır:
   "-Senin saltanatın, gözlerin açık kaldığı müddetçe bâkidir. Benim ki ise, gözlerimi kapadığımda başlar."
   KITLIK
   İngiliz kıralı seyahat ederken, yolu bir köye düşer. Mütevâzî bir handa geceler. Yemek olarak da bulduğu dört yumurta ile karnını doyurur. Hesâbını sorunca, on altın isterler.
   "-Aman!" der, kral. Burada yumurta kıtlığı mı var?
   Han sahibi cevap verir:
   "-Hayır efendim. Yumurta boldur ama, kral kıtlığı var."

13:18 - 24/3/2007 - Dostlarımızın Fikirleri {yok} - Sizin Fikriniz Nedir?


ELVEDA ANNECİĞİM

Kategori: oyku

Elveda Anneciğim!..

 

   2 Mart: Hayatım bugün başladı. Varlığımdan henüz annemin ve babamın haberi yok. Gözle görülmeyecek kadar küçüğüm. Ama ne fark eder? Varım ve canlıyım… Cinsiyetim bile tayin edildi. Bir kız çocuğu olacağım. Deniz mavisi gözlerim, altın sarısı saçlarım olacak...
   16 Mart: Ağzım ortaya çıkmaya başladı. Bir müddet sonra güleceğim. İlk sözüm "anne" olacak, biliyor musun Anneciğim?.. Kim demiş bana "henüz canlı değildir" diye!
   25 Mart: Bugün ilk defa kalbim atmaya başladı… Ne kadar sevindim. Ben bu kalbi inanç ve sevgi ile dolduracağım. Anneciğim, çok önemli günlerdeyim… Sakın röntgen çektirme, kızamık, kızamıkçık, grip bile olma, lüzumsuz ilaç kullanma… Ne olur dikkat et anneciğim, sakın hormon ilaçları da alma… Bol bol süt iç… Sigara içme… Bilmem ki, bunları sana nasıl duyurabilsem?...
   1 Nisan: Her gün biraz daha büyüyorum. Yüzüm ve bacaklarım şekillenmeye başladı. Bu bacaklarımla anneme koşacağım, babama kollarımı açıp sarılacağım. Fakat bunlar için daha epey zaman lâzım…
   11 Nisan: Bugün ellerimde ufacık parmaklarım teşekkül etmeye başladı. Onların küçüklüğü beni bile şaşırtıyor, ama o kadar hoşuma gidiyor ki… Beni yaratan her şeyimi en inceliğine kadar düşünüyor, beni oya gibi işliyor. İlerde parmaklarım büyüyecek. Anneciğim, senin saçlarını okşayacağım, sana çiçek toplayacağım, babamın elinden tutacağım, kalem alıp yazı yazacağım, kitap sayfaları çevireceğim.
   19 Nisan: Bugün annem benim varlığımdan haberdâr oldu. Ne kadar seviniyorsun değil mi anneciğim? Dünyâlar senin oldu âdetâ… Beni kollarının arasına alacağın günü düşünebiliyor musun?...
   21 Nisan: Annem ve babam benim kız olduğumdan habersiz, belki oğlan bekliyorlar. Ben onlara sürpriz yapmak istiyorum. Bana güzel bir isim koysanız… Biliyorsunuz, İslâmiyet'te çocuğun ismi çok önemlidir. Büyüyünce güzel bir isimle çağrılmak isterim.
   9 Mayıs: Yüzüm tam olarak şekillendi. Anneciğim tıpkı sana benziyorum, biliyor musun?..
   12 Mayıs: Artık etrâfımı görebiliyorum, fakat çevrem çok karanlık. Anne... Anneciğim… Seni hiç görmedim, bir görebilsem!.. Sana bir sarılabilsem!..
   23 Mayıs: Anneciğim, kalbinin sesini duyabiliyorum, sen de benimkini... Sadece senin için çarpan yüreğimi hissediyor musun? Dünyaya gelmek, senin kollarında uyumak, yüzüne bakmak, sana kavuşmak istiyorum. Beni koklayacak mısın? Sen de beni aynı sevgi ile bekliyorsun değil mi?...
   27 Mayıs: Ah… Anne, anneciğim, dayanılmaz bir acı… Parmağım koparıldı… Annem ciğerim parçalanıyor… Yüreğim yerinden sökülüyor…Anneciğim, senin için çarpan kalbimi bana bırak… Kâtiller… Kâtiller… Annem beni bugün öldürdü!.. Belki ben fâtihler yetiştiren bir anne olacaktım. Anne neyin katili olduğunu hiç düşündün mü?
   Bu dünyaya gelmeden kürtajla hayatına son verilen bir bebeğin dramı... Bir hakîkatin, klasik "embriyoloji" kitaplarına uygun ifadesidir.

 

DR.Reyhan SONGAR

 

 

13:13 - 24/3/2007 - Dostlarımızın Fikirleri {1} - Sizin Fikriniz Nedir?


Son Sayfa Sonraki Sayfa


Yeni Sayfa 3



Google Pagerank Checker Hakkımda
Gözler sözleri anlatır, sözler özleri anlatır, kaybedilmiş özü kazanmak icin işe gözden başlanmalıdır.Tasavvuf bir yaşamdır, tasavvuf oldukça insan yaşar, insan yaşadıkça tasavvuf var olur. Tasavufta ancak hayanızla yürüyebilir, takvanızla yaşayabilir, edebinizle oturabilirsiniz. Aksi takdirde yaşarken ölürsünüz.
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
FERZÂNE
MENZİL NET
SEMERKAND DERGİSİ
SON PEYGAMBER
TEVBE KAPISI
HAYKIRIŞ İSLAMİ FORUM
HACEGÂN İLAHİ GRUBU
DURSUN ALİ ERZİNCANLİ
SEMERKAND AİLEM
KALP HUZURU
MUSLUMAN GENC
RADYO ONBEŞ
Sultanlar Diyarı

Kategoriler
Boomp3.comSon Yazılar
- FİLİSTİN İNTİFADA NACİ EL ALİ
- S.Ihsan Erol´dan GAFLET sohbeti:
- MUSTAFA YILMAZ SUSUZ ÇÖLLERDEYİM
- SANA DAİR Dursun Ali Erzincanlı
- KALBİN GECE UYANIŞI TEHECCÜD
- Gülistan Dergisi Muhammed Yıldız
- MİRAÇ NE ZAMAN VE NE ZAMAN GERÇEKLEŞTİ? MİRAÇ NEDİR?
- O’na Dönsün Yüzün Mehmet IŞIK SEMERKAND DERGİSİ
- Başlıksız
- Zemzemin faydaları nedir, nasıl içilir? Zemzem suyu nasıl bulund
- Seyyid Abdülhakim EL-Hüseyni (K.S)
- GÜL SULTAN
- OSMANLI PADİŞAHLARI
- Cancağızım
- Dermanım Allah Yunus Emre
- Kara Yüzüm Emrullah Coşkun
- ESMÂ-ÜL HÜSNÂ VE ANLAMLARI
- Sana Kalbimi Getirdim
- Mektubat-ı İmam Rabbanî k.s.’den Tasavvufun Maksadı Ali Ka
- Kaside-i Nakşi Menzil Net Tasavvufi Yazılar
Cansofi

Ziyaretçi Defterimizi Okuyunuz

Ziyaretçi Defterimize Yazınız

CANDOSTLARIMIZ
Google
Untitled Document