Untitled Document



Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Untitled Document Yeni Sayfa 1







Gül Düşünürsen Gülistan Olursun, Diken Düşünüren Dikenlik Olursun Mevlâna K.s.

Sana Kalbimi Getirdim

Kategori: siir

Image Hosted by ImageShack.us


 

 

Sana Kalbimi Getirdim

Gecelerden sabahlara,
Karanlıklardan güneşlere doğru açılan
Yüreklerimizin perde aralıklarından süzülen,
Nur katreleriyle geldim kapına!

Ey rahmetiyle kalpleri evirip çeviren,
Sana kalbimi getirdim.
Ey kalpleri nuruyla sarıp okşayan!
Onulmaz günah yaraları ile
Kan revan kalbim avuçlarımda,
Kapına geldim.

"Selam olsun ömür seccadesini gönül dergahına serenlere"
Diyebilmeyi ne çok isterdim,
Biliyorum ne yüzüm var ,ne de hakkım.

Öğrendim ki dua, aşığın maşuğuna bir haber salmasıdır;
Bekleyiştir, iştiyakla, korkuyla, ümitle bekleyiştir.
Önünde bütün ruhumla secde edebilseydim.


VE O PİŞMANLIKLA
AFFET BİZİ RABBİM DİYEBİLSEYDİM.
GECENİN BU VAKTİN DE.

 

 

Alıntıdır..

 

 

 

 


15:49 - 22/5/2008 - Dostlarımızın Fikirleri {2} - Sizin Fikriniz Nedir?


Mektubat-ı İmam Rabbanî k.s.’den Tasavvufun Maksadı Ali Ka

Kategori: tasavvuf

Image Hosted by ImageShack.us


Mektubat-ı İmam Rabbanî k.s.’den

Ali KAYA • Nisan 2008

Tasavvufun Maksadı

Tasavvuf yoluna girmekten maksat, dinimizin inanılmasını emrettiği hususlara inancı artırmak, güçlendirip pekiştirmektir. Tasavvuf yoluna girmekle, delillere dayalı olan iman yakînen bilinir, hissedilir hale gelir. Topluca kabul ettiğimiz inanç esaslarının ayrıntıları da anlaşılmaya başlanır.

Mesela, Allah Tealâ ve Tekaddes Hazretleri’nin varlığı ve birliği, önce delillere dayanarak veya başkalarından duyulanı kabul ederek bilinir ve bu kadarıyla bir yakîn oluşur. Tasavvuf yoluna girildiğinde ise, delile dayalı olan veya taklit yoluyla kazanılan bu iman keşfe ve müşahedeye dayalı imana dönüşür. Allah’ın varlığına ve birliğine iman en mükemmel biçimde, şüpheye yer bırakmayan kesin ve doyurucu bir şekilde elde edilmiş olur. Diğer inanç esaslarını da buna göre değerlendirebilirsin.

Tasavvufun bir başka maksadı da, dinin çizdiği sınırlara severek ve içtenlikle bağlı kalmayı sağlamak, nefs-i emmarenin çıkardığı zorlukları ortadan kaldırmaktır.

Bu fakirin kesin inancı şudur: Tasavvuf yolu dinin hizmetçisidir, asla dinin esaslarına ters düşmez. Ben bu konuyu kitaplarımda ve risalelerimde geniş biçimde açıkladım. Bu gayeyi gerçekleştirebilmek için, tasavvuf yolları içinde en uygun ve yerinde olanı ise Nakşibendîlerin yoludur. Çünkü bu yolun büyükleri Sünnet’e bağlı kalmayı ve bid’atlerden kaçınmayı değişmez bir ilke edinmişlerdir.

Bu sebepledir ki herhangi bir şekilde bir manevi hal ortaya çıkmasa da, Sünnet’e bağlı olmayı büyük bir nimet olarak görüp sevinirler. Sünnet’e bağlılıkta bir eksiklik gördüklerinde ise birtakım haller ortaya çıksa da buna hiç değer vermezler.

İyilerle Birlikte Olmak

Aziz dostum! En iyi nasihat, dindar kimselerle, dinin esaslarına bağlı insanlarla oturup kalkmak, hep onlarla beraber olmayı tavsiye etmektir. Dindarlık, dinin emirlerine bağlılık ise Ehl-i Sünnet yolu üzere olmaktır. Yollar arasında kurtuluşa erecek olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat yolunda olanlardır.

Büyüklerin yolu budur. Bu yolda gitmeyenlerin kurtuluşa ermeleri imkânsız, o büyüklerin görüşlerini kabul etmeksizin felah bulmaları muhaldir. Ayet ve hadisler, aklın ortaya koyduğu deliller, keşfe dayalı bilgiler hep bu gerçeği doğrulamaktadır. Bunun aksini düşünmek mümkün değildir.

Büyüklerin yolundan, Sırat-ı Müstakim’den bir arpa boyu ayrılan kimseyle oturup kalkmanın öldürücü bir zehir olduğunu herkes bilmelidir. Bunlarla oturup kalkmak yılanlarla arkadaşlık yapmaya benzer. Dinî duyarlılığı olmayan ilim talebeleri, hangi kesimden olurlarsa olsunlar, din soyguncularıdır. Onlarla arkadaşlık yapmaktan şiddetle kaçınmak gerekir. Bilesin ki, dinimizin başına gelen bütün fitne ve fesadın yegâne sebebi, üç kuruşluk dünya için ahiretlerini heba eden bu kimselerin uğursuzluklarıdır.

Yolun Büyüğü

Nakşibendî şeyhlerinin büyüklerinin huzur halleri süreklidir. Gelip geçici huzur halinin onların yanında bir kıymeti yoktur. Bu sebeple Nakşibendî büyüklerinin kemâli ve nisbeti bütün kemâl ve nisbetlerin üstündedir. Bu husus bizzat bu yolun büyükleri tarafından ifade edilmiştir.

Bu yolda, “son mertebenin ilk mertebeye indirilmesi” önemli bir özelliktir. Buna “sonucun başa konulması” derler. Bu konudaki önderleri Rasulullah s.a.v.’in saha-besidir. Sahabe-i kiram, Sevgili Peygamberimiz’le olan ilk sohbetlerinde son mertebede ele geçecek olan üstünlüklere eriştiler. Bu da, son merhalenin ilk merhaleye indirilmesinden kaynaklanmaktadır.

Sevgili Peygamberimiz’in velayeti bütün peygamberlerin velayetinden üstün olduğu gibi, Nakşî büyüklerinin velayeti de bütün evliyanın velayetinden üstündür. Nasıl olmasın ki; onların velayeti Sıddık-ı Ekber’e dayanır. Evet, büyük şeyhlerden bazıları da bu nisbete erişmişlerdir. Fakat bu da Sıddık-i Ekber’den iktibasla olmuştur.

Bu yüce Nakşibendî yolunun üstünlüklerinden söz etmemiz taliplileri bu yola teşvik etmek içindir. Yoksa ben kim, onun üstünlüklerinden söz etmek kim!

İbadette Öncelik

Kardeşim! Bir hadis-i şerifte Rasul-i Ekrem s.a.v. şöyle buyurur:
“Allah Tealâ’nın bir kuldan yüz çevirdiğinin işareti, o kişinin kendisini ilgilendirmeyen işlerle meşgul olmasıdır.” (Beyhakî, ez-Zühd; Ebu Nuaym, Hilye; İbn Abdülber, et-Temhîd)

Bir farzı yerine getirmeyi bırakarak nafileyle meşgul olmak mâlâyanî ile, yani lüzumsuz bir işle uğraşmak sayılır. Hatta bazen nafile ibadetler yapılırken nice sakıncalı durumlara düşülmekte veya farzlar ihmal edilmektedir. Bu yüzden herkesin durumunu ciddi bir biçimde gözden geçirip değerlendirmesi gerekir.

Akıllı olana bir işaret bile yeter!

Velilerin Kerametleri

Allah Tealâ’nın veli kullarının kerametleri haktır. Onların olağanüstü işleri gayet çok olduğundan, keramet sahibi olmak velilerin devam edegelen adeti haline gelmiştir. Bu kerametleri inkâr eden kimse hem herkesin kabul ettiği ilmi, hem de zorunlu ilmi inkâr etmektedir.

Kerametlerle peygamberlerin mucizelerinin birbirine karıştırılmaması gerekir. Zira peygamberlerin mucizeleri nübüvvetten, velilerin kerameti ise nübüvvete bağlılıktan kaynaklanır. Velilerin nübüvvet iddiası olmadığı gibi, peygamberlere bağlılıklarını kabul edip, ikrar ederler. Böyle olunca da inkârcıların iddia ettiği gibi aralarında bir karışma ihtimali yoktur.

 

SEMERKAND DERGİSİ

 

13:51 - 20/5/2008 - Dostlarımızın Fikirleri {1} - Sizin Fikriniz Nedir?


Kaside-i Nakşi Menzil Net Tasavvufi Yazılar

Kategori: tasavvuf

KASİDE-İ NAKŞİ
2008-05-12 03:00:00

1) — Nakşı taifesi, haddinden fazla meşgul bir taifedir. Zira bu daire -dünya- içinde başları pergel gibi iş üstündedir. (Daima hizmet üzerine eğilmektedir.)

2) — Hepsi tek bir dairenin merkezi etrafında toplanmışlardır. Yine top-yekün bir pergelin deveranından -kaderin tasarruflarından- haberdardır­lar.

3) — Onlar, (kalpler üzerinde) nakış yapanlardır. Fakat her nakşa bağlı değildirler. Çok ma´rifetli oldukları için her lahza başka bir nakış ele alırlar.



4) — Her an Bukalemunvari başka bir renktedirler. -Sık sık manevi hal ve makamları değişir- Yalnız garip olanı şudur ki, her iki cihanın ren­ginden nefret ederler. (Çalışmaları, ne dünyayı amaçlıyor. Ne de ahireti, sadece Rıza-i ilahîyi kazanmak gayesiyledir.)

5) — Her ne kadar zahirde avam ve düşman gibidirlerse, bâtında ve manâda havas ve dostturlar.

6) — Aslında Nil nehrinin suyu gibidirler. Kıptî´nin ağzında ise, kana dö­nerler. Çan gibi hafiftirler. Hz. İsa´nın merkebi (merkep karakterli kim­seler) üzerinde ise yüktürler, ağırdırlar.

7) — Her ne kadar cilalanmış ayna gibidirlerse de fakat Habeşliler -kötü insanlar- için pastırlar. Gerçi İbrahim Halil´in bahçesidirler. Fakat odun gibi kimseleri de ateşvarî yakarlar.

8) — Entariyi giyerken ehl-i beytin gidiş ve tarzlarını hatırlatırlar. Riya­kârlar gibi mavi hırka giymezler.

9) — Bu zeki insanların prensipleri, kendilerini gizleyip belli etmemek-dir. Onlar settar -setr edici- olan Allah´ın sıfatlan ile muttasıftırlar.

10) — Bu mevhum çokluğu koyu vahdette gizlemek istedikleri içindir ki, Allah´dan mağfiret taleb etmektedirler.

11) — Varlıkların çokluğu onlara bir te´sir yapamaz -vahdetten saptır­maz-. Çünkü onlar, kendilerini bu varlıkların menşeine -Allah´a- bağla­mışlardır. Rabtetmişlerdir.

12) — Soluklara değer verip boş yere harcamamak, bu şahlar gibilerin huyudur. Kendi nefeslerinin bekçiliğini yapmalarına rağmen iyi padişah­lardırlar.

13) — Sustukları vakit, misk göbeği gibidirler -Her tarafa güzel kokular yayarlar- Konuştukları zaman da yüz eczacının canını beslerler.

14) — Suskundurlar, fakat konuşunca papağan kuşu gibi hep tatlı ha­reketli ve tatlı- sözlü olurlar.

15) — Yıldızlar gibi hepsinin halveti, topluluktadır. -Topluluk içinde iken Hak´la beraberdirler- Vehakeza her meclisin mumu ve her pazarın -her hareketin- süsüdürler.

16) — Seyahatları vatan dahilindedir. Tıpkı hâle içinde oturmakta olan ay gibi. Bedenen durmakta olmalarına rağmen, yürekleri i´tibarı ile sa´y ve harekettedirler.

17) — Bu hızlı yürüyenlerin durumu, baş döndürücü bir hızla hareket etmeşine rağmen yerinde sabit sandığın dağların -yerin- durumuna benzer. Demek yürekleri dönük kimseler bu zatları da kendileri gibi dönük sanırlar.

18) — Ehlüllâh, aşk kâbesine doğru yol alan bir kafiledir. O kafileye ku-mandanlık edenler de. bu kahraman nakşîlerdir.

19) — Nakşiler dünya ma´temhânesinde konakladıkları halde dokuz mavi perdeden -dokuz kat gökten- daha yüksek çadırlar kuranlardır.

20) — Her birisi cihan alanında birer emniyet şeddi -te´minatıdır. Bir dağ kadar büyük bir tenkide bile, bir saman çöpü kadar değer vermezler.

21) — Onlar safvet ve iyilik denizinde dosdoğru yüzen balıklardır. Nehir kenarında eğri büğrü yürüyen yengeçler gibi değildirler.

22) — Bu zatlar, aşka susamış kimselerin dudağında cana can katan aşk şarabıdırlar. Vesveseli insanların elinde ise, avuçta sıkılan altınlardır

23) — Tertemiz gözlere sahiptirler. Hatta, saf ve temiz gözlerin nurlarıdırlar. Dindarların önderi, dinin de tacıdırlar.

24) — Bu dünyada Çenab-ı Hakkın mahbublarıdırlar. Fakat Mansur-u Hallaç gibi kavgayı da istemezler.

25) — Ma´rifet hurması onlara vücut ağacından yetişir. Ey rabbim, bu taife ne kadar şanslı bir taifedir.

26 - 27) — Mevlana Çelâleddin-i Rumi´nin baha biçilmez gazellerinden her bilginin hayranlık duyduğu yedi tane beyti, bu kasideye dere ediyorum. Zira o yüce insanların medhinde söylenen bu sözler, Ülker kümesi kadar şereflidir.

28) — Kulağını sedef gibi aç ve tertemiz bulunan yüreğinde bu gazele yer ver. Çünkü yetkililer bu gazeli, bir inci dizisinden farksız görmektedirler.

29) — Düşün! bu dünyada iki, üç tane yankesici (kalpleri "çalanlar) vaı ki. ma´rifetleri ile ay´ın külahını başından alırlar. (Çok çetin işler başarırlar.)

30) — Zahirde sarhoş, gerçekte kalpleri uyanık iki, üç tane kurnazdırlar ki, feleği dahi bir kavga ile döndürürler.

31) — Maddî cesettedirler, fakat maddeye düşmandırlar. Dünyada ya­şadıkları halde, her iki cihanla da alâkaları yoktur.

32) — Canların da talip olduğu o perdeli sevgilinin aşıkıdırlar. Onun gü­zel gözleri gibi, mest ve gaddardırlar.

33) — işret meclisinin reisidirler fakat sen baş vermedikçe onlar sana sır vermezler. Şarap sunanlardır. Yalnız üzüm sıkmazlar.

34) — (Madde o kadar onlara musahhar ve muti´dir ki) avuçlarına top­rak alsalar, sarı altına döner. Geceleyin arpa da ekseler, gündüzün buğ­day biçecekler.

35) — Yiğitlik gösterip onların sohbetleri sayesinde insan ol. Zira ger­çek insan bunlardır. Geriye kalanlar ise, insanları yiyenlerdir.

36) — Ey Safi! (Müellifti lakabıdır.) Sen insanlığı onlardan öğren. Zira onlar basiret sa­hiplerinin göz bebeğidirler.

37) — Eğer şu göz bebeğinin nuru kimdir diye sorsan; el-cevap: Arifle­rin himmet bekledikleri zattır.

38) — Ülkelerin ma´nevî önderi ve dünyanın şahı efendimiz Ubeydüllah-ı Ahrar´dır ki, onun umumî lütfünden her canlı faydalanmaktadır.

39) — O, tevhîd âleminde öylesine bir güneştir ki, bütün kâinat zerreleri onun penceresinden nur almaktadır.

40) — O, hür insanlar topluluğunun efendisidir. Dünya hükümdarları, onun kapısında kul ve hizmetçidirler.

41) — Ey dinin hamisi! Sen arzu ve istekler hususunda öyle bir kıblesin ki halk, gayr-ı ihtiyarî olarak her taraftan ona yönelmektedir.

42) — Köle olsun, hür olsun bu yoldakilerin tümü, senin vefalı kullarındır.

43) — Başlarını senin emirlerinin ipinden çıkaran cahiller, ahmaklık merasında bulunan yularsız merkeplerdir.

44) — (Seni dinlemeyen cahiller) kimi zaman dalalet sahrasının dibine düşmüşlerdir. Kimi zaman da, talihsizlik çölünde şaşırıp kalmışlardır.

45) — Senin ihsanından mahrum yaşayan bayağı kimseler, deniz kıyı­sında ciğeri susamış «balıkçıl» (Arapçada adı «malikül hazinidir. Cahiz´in anlattığına göre, bu kuş devamlı olarak sulara, nehirlere ve kaynaklara yakın yerlere konar. Suların kuruduğunu görünce son derece kederlenir, üzülür. Bazen de azalmasın diye, su içmez olur. Tabii ki bu süre uzayınca beyinsiz kuşta susuzluktan ölür.) kuşu´na benzerler.

46) — Baygınların sana devamlı bir incizabı vardır. Senin oltanın çengel iğnesine takılmış bulunan aşklar, balık gibi ızdırap çekmektedirler.

47-48) — Ben senin denizinin balığıyım. Aynı zamanda senin medh-ü senalarınla doluyum. Tıpkı ağzına kadar değerli incilerle dolu bulunan sedefler gibi.

49) — Senin denizinde boğulan kimsenin şeref ve i´tibarı, artmaktadır. Sahilde kalanlar ise inci kabuğunun kırıntıları gibi değersizdirler.

50) — Bu ferah denizinde «safi», ebediyen gark olsun. Umarım onu, hiç bir vakit bu denizden çıkarmazlar.

Menzil.Net - Tasavvufi yazılar..

11:17 - 14/5/2008 - Dostlarımızın Fikirleri {2} - Sizin Fikriniz Nedir?


"ALLAH DİYENE" NECİP FAZIL KISAKÜREK

Image Hosted by ImageShack.us


 

 

ALLAH DİYENE

 

Her şey, her şey şu tek müjdede;

Yoktur ölüm, Allah diyene!

Canım kurban, başı secdede,

İki büklüm, Allah diyene!

 

Akıl, kırık kanadı hiçin;

Derdi gücü 'nasıl' ve 'niçin'...

Bağlı, perçin üstüne perçin,

Benim gönlüm Allah diyene...

 

 

Necip FAZIL kISAKÜREK

 

 

13:10 - 6/5/2008 - Dostlarımızın Fikirleri {8} - Sizin Fikriniz Nedir?


"ALLAH Der Ağlar" Abdülkadir Şehitoğlu

 

Değmeyin şu gönlüme

 

Değmeyin şu gönlüme

bu gönlüm ALLAH der ağlar
El vurmayın kalbime

bu kalbim ALLAH der ağlar
El vurmayın el vurmayın kalbime
Bu kalbim ALLAH der ağlar

Değmeyin şu gözüme

bu gözüm ALLAH der ağlar
El vurmayın özüme

bu özüm ALLAH der ağlar
El vurmayın el vurmayın özüme
Bu özüm ALLAH der ağlar

 

Söyleyen: Abdülkadir Şehitoğlu

 

 

00:35 - 6/5/2008 - Dostlarımızın Fikirleri {3} - Sizin Fikriniz Nedir?


Son Sayfa Sonraki Sayfa


Yeni Sayfa 3



Google Pagerank Checker Hakkımda
Gözler sözleri anlatır, sözler özleri anlatır, kaybedilmiş özü kazanmak icin işe gözden başlanmalıdır.Tasavvuf bir yaşamdır, tasavvuf oldukça insan yaşar, insan yaşadıkça tasavvuf var olur. Tasavufta ancak hayanızla yürüyebilir, takvanızla yaşayabilir, edebinizle oturabilirsiniz. Aksi takdirde yaşarken ölürsünüz.
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
FERZÂNE
MENZİL NET
SEMERKAND DERGİSİ
SON PEYGAMBER
TEVBE KAPISI
HAYKIRIŞ İSLAMİ FORUM
HACEGÂN İLAHİ GRUBU
DURSUN ALİ ERZİNCANLİ
SEMERKAND AİLEM
KALP HUZURU
MUSLUMAN GENC
RADYO ONBEŞ
Sultanlar Diyarı

Kategoriler
Boomp3.comSon Yazılar
- FİLİSTİN İNTİFADA NACİ EL ALİ
- S.Ihsan Erol´dan GAFLET sohbeti:
- MUSTAFA YILMAZ SUSUZ ÇÖLLERDEYİM
- SANA DAİR Dursun Ali Erzincanlı
- KALBİN GECE UYANIŞI TEHECCÜD
- Gülistan Dergisi Muhammed Yıldız
- MİRAÇ NE ZAMAN VE NE ZAMAN GERÇEKLEŞTİ? MİRAÇ NEDİR?
- O’na Dönsün Yüzün Mehmet IŞIK SEMERKAND DERGİSİ
- Başlıksız
- Zemzemin faydaları nedir, nasıl içilir? Zemzem suyu nasıl bulund
- Seyyid Abdülhakim EL-Hüseyni (K.S)
- GÜL SULTAN
- OSMANLI PADİŞAHLARI
- Cancağızım
- Dermanım Allah Yunus Emre
- Kara Yüzüm Emrullah Coşkun
- ESMÂ-ÜL HÜSNÂ VE ANLAMLARI
- Sana Kalbimi Getirdim
- Mektubat-ı İmam Rabbanî k.s.’den Tasavvufun Maksadı Ali Ka
- Kaside-i Nakşi Menzil Net Tasavvufi Yazılar
Cansofi

Ziyaretçi Defterimizi Okuyunuz

Ziyaretçi Defterimize Yazınız

CANDOSTLARIMIZ
Google
Untitled Document