cansofi 24 Takipçi | 4 Takip

Aşık Oldum Ben Allah’ın Adına Yunus Emre

2008-02-29 16:44:00

        Aşık Oldum Ben Allah’ın Adına   Aşık oldum ben Allah’ın adına !... Doyamadım lezzetine tadına Yeni girdim erenler arasına   Bana Allah gerek! cihân kâr etmez.. Benim gönlüm zikir ister, eğlenmez.   Derviş oldum gezdim dağ ile taşı Irmak oldu aktı gözümün yaşı Terk eyledim ana baba kardaşı   Bana Allah gerek cihan kâr etmez Benim gönlüm zikir ister eğlenmez.   Allah Allah deyip her dem yanalım Andıkça adını kalmaz kararım Bir oda düşmüşün daim yanarım   Bana Allah gerek cihan kâr etmez Benim gönlüm zikir ister eğlenmez.   Bilmezmisin sen Yunus’un halini Gece gündüz zikreder cemalini Görebilsem Allah’ın nidarını   Bana Allah gerek cihan kâr etmez Benim gönlüm zikir ister eğlenmez.   Yunus Emre       ... Devamı

O VAR! Necip Fazıl Kısakürek

2008-02-27 12:54:00

O VAR!..   Her defa haberi taze bir müjde;                                                   O var! Her defasında, geç, gafletten vecde;                                                   O var! Ne sen varsın, ne ben, ne yâr, ne kimse;                                                   O var! Bütün sevdiklerin elden gittiyse;                                                   O var! Kalacak kim var ki, dost tomarından?                                                   O var! Sana daha yakın şah damarından;                                               &n... Devamı

SEVGİLİ PEYGAMBERİM CİLT 2

2008-02-26 00:27:00

SEVGİLİ PEYGAMBERİM CİLT 2   Geçim sıkıntısı, son haddinde: Araplar, yiyecek bulamıyor. Kıtlık arttıkça artmakta... İşte; tam o sırada herkesin, açlıktan bir bir ölüp gideceği düşünülürken, bir mucize oldu; bir bolluk, bir zenginlik... kumlardan nimet fışkırıyor gibi. Kıtlığı, bolluğa çeviren bu mucizeye sebeb, Muhammedi nur'un anneye geçmesi. Muhammedi nur'un anneler annesine geçmesi ile de kavruk çölde muazzam değişiklik ve bereket. Ticaret canlı, piyasa hareketli. Abdullah da bir Kureyş kervanı ile taşraya alış verişe gidiyor. Ama Abdullah; on sekiz yaşındaki o güzelim delikanlı bunun son yolculuğu olduğunu; geri dönerek hanımı ile doğacak çocuğunu göremeyeceğini nerede bilebilirdi... Alınan alındı, satılan satıldı ve kervan dönüşe geçti. Medine'ye gelmişlerdi ki, o genç ve dinç Abdullah, birdenbire hastalandı... kısa bir rahatsızlık ve dayılarının evinde bu dünyaya veda... Melekler, hayrette... -Ya Rab! Resulün yetim kaldı! Yüce Alalh, cevap verdi: O'nun koruyucusu ve yardımcısı benim!... ...................... Acı haber Mekke'ye tez ulaştı. Amine ile baba Abdülmuttalib ve kardeşlerde üzüntü derin ve büyük. Ağabey Haris, Medine'ye vardığında Abdullah, Dar-ı Nabiga'da bir tümseğin altındadır. Herşey fani ve boş... Baki olan Allah; güzel olan, gelen sevgili... Kederli Amine, hamileliğinin altıncı ayında bir rüya görüyor. Rüya değil bir hal; bir hakikat. Bir adam, mübarek anneye nasihat vermekte: -"Ya Amine! Tereddütsüz inan ki sen insanların en hayırlısına hamilesin. Doğduğunda ismini Ahmed veya Muhammed koy!" Bu bir ilahi müjde. Amine, rüyada kendisine söylenene sadık... Zaman akıyor... Nihayet vakit tamam. Ayı ve günü ile eksiksiz ve kusursuz an... Hicretten elliüç sene evvel, Nuşirevan hükümetininin kırk ikinci yılı, fil vak'asından iki ay kadar sonra Rabiulevvel ayının onikisi ve miladi 571 tarihih yirmi nisanı... nisan ki mevsimlerin en güzeli, baharın en gözde ayı. Nisan'ın 20'si; z... Devamı

Birlik Çağrısıdır İslâm Mübarek EROL

2008-02-26 11:02:00

Birlik Çağrısıdır İslâm   Mübarek EROL   Topluluklar halinde yaşamak hem fıtrî bir eğilim hem de hayatın idamesi için bir mecburiyettir. Tek başına, herkesten uzak, tamamen yalnız bir hayat olmayacağına göre, toplum olarak yaşamanın nimetleri kadar sorumlulukları da bilinmelidir. Bilinmekle kalmayıp gereği yapılmalıdır.Yani haklar ve sınırlar iyi bilinmeli, buna göre de hareket edilmelidir. Aksi halde toplum hayatı tahammül edilemez bir yük, üstesinden gelinemeyecek bir çile halini alabilir. Bu konuda kanunî düzenlemelerin, idari tedbirlerin her zaman işe yaramadığı, bireyin kendi hak ve sınırlarını kabullenip ona göre yaşamasından doğan huzur ve sükunun yerini hiçbir şeyin tutmadığı bugün dünyanın malumudur.Bir binanın temelleri ne kadar sağlam atılırsa, o bina o nispette sağlam ve dayanıklı olur. Toplumlar da bina gibidir. Fertler o binanın yapı taşları, birbirlerini bütünleyerek binayı oluşturan unsurlardır. Nasıl ki her bir taş binadaki yerinde bir değer taşıyorsa, birey de toplumda o toplumla bütünleştiği sürece bir değer ifade eder. Dağınık taş yığınları hiçbir zaman bina anlamına gelmez. Bu lüzumdan dolayı içinde yaşadığımız cemiyeti, toplumu iyi tanımalı; cemaat olmanın her dem taze ve berrak ruhuna hassasiyet gösterilmelidir. Muaşeret esasları kusursuz işletilmelidir. Cemaat olmak demek, karşılıklı davranışların ayrılıktan birliğe, bencillikten diğergâmlığa, düşmanlıktan kardeşliğe, nefretten sevgiye dönüşmesi demektir. Bu da elbette bir arada olmanın kıymet ölçülerinin benimsenmesiyle mümkündür. Tutum ve davranışların belirlenmesinde ilâhi ve nebevî ölçüler esastır. Nefsanî kuruntulara itibar edilmez. Mücella dinimiz İslâm’ın kargaşayı, toplumda huzursuzluğu önlemeye yönelik mühim tedbirlerinden biri, insanları birlik ve beraberlik içinde olmaya teşvik etmesidir. Bir başka ifadeyle cemaatleşmeye verdiği önemdir. Burada konu edilen cemaatleşme, Cuma namazı gibi ibadetlerdeki cemaatten ziyade, daha genel manada ümmet içerisindeki birli... Devamı

9. Sözlerin en doğrusu Allah’ın kitabı ve yolların en hayı

2008-02-18 00:07:00

  9. Sözlerin en doğrusu Allah’ın kitabı ve yolların en hayırlısı Muhammed’in yoludur. İşlerin  en şerliside sonradan uydurulanlardır.     Bu hadis-i şerifte ifade buyurulan “Allah’ın kitabı”  mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim, “Muhammed’in Yolu” efendimiz s.a.v.’in sünneti seniyyesidir. İkisi birden mücella dinimiz İslâm’ın en temeli ve ana kaynağıdır. “Sonradan uydurulanlar” ise “bid’at” diye tarif edilen her şey dir ki; İslâmın ruhuna ve kurallarına aykırı olmak üzere icat edilen, ortaya atılan her türlü görüş ve uygulamalardır.   Kur’an-ı Kerim, bütün ilâhi vahyin ikmal edilip tamamlandığı kitap, Hz. Peygamber s.a.v Efendimiz’in örnekleyip öğrettiği yaşama biçimi de nebevi geleneğin en mükemmel ve en son noktasıdır. Artık daha doğru bir söz, daha mükemmel bir hayat tarzı yoktur. Sonradan Uydurulan İslâm’a aykırı her ne varsa, cilası çok mükemmel bile olsa, dünya ve ahiret huzuru bakımından bir hayrı olmaz. Aksine zarar verir.   Bu mübarek hadis-i şerif, sözün ve yolların sayılamayacak kadar çoğaldığı, Müslümanlarında kolayca bunlara kapıldığı günümüzde kulaklara küpe olmalıdır.       Müslim, Cuma 463  İbn mace,mukaddime-7  İbn Hibban, es sahih   ... Devamı