Untitled Document



Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Untitled Document Yeni Sayfa 1







Gül Düşünürsen Gülistan Olursun, Diken Düşünüren Dikenlik Olursun Mevlâna K.s.

SANA DAİR Dursun Ali Erzincanlı

Kategori: siir
 

SANA DAİR ...



Ne bir ressamın fırçasında şekillenir,
Ne bir filozofun felsefesinde hayat bulur,
Ne bir matematikçi bendeki tekligini bulur,
Ne bir tarihçinin ellerinde kaybolur anlatılmaz sevdam...
Ne bir annenin cocuguna duydugu sevgi gibi,
Ne bir bülbülün güle olan aşkı gibi degil,
Anlatılmaz sevdam...
Gecenin en olmaz saatinde,
Sabahın güne merhaba dedigi ilk vakitte ben seni arıyorum,
Semada zikre gark olmuş meleklerin duasıyla,
Duama amin diyen CEBRAİL ALEYHİSSELAMLA ben seni arıyorum.
Öyle benden öyle içtenki çözemiyorum...
O ilk bakış beni benden eyledi,
Askın yaktı beni hasretin kül eyledi,
Yüregime adın,nakış nakış bir nazarla yer eyledi,
Sevdan nalan,nurun geceme ışık eyledi,
Öyle sevdiki gönül anlatılmaz sevdam...
Asi nefsim boyun büktü,
Yüregim yaradanın büyüklügünü gördü,
Dudaklar konuştu tövbeler günahı örttü,
Herşey Hakta birleşti batıllık yere çöktü,
Umuttur yolun,anlatılmaz sevdam...
Herşeyi seninle ögrendim,bir baba sevgisini seninle tattım.
Bir amaca tutunup kalmayı,
Dünyanın süsüne takılmamayı,

sesinde aglamayı herşeyi sevdanla anladım.
Tüm şüphelerden arınmış bir yürek taşıyorum,
En temiz,en çıkarsız halimle ben seni yaşıyorum.
Aşkıma son yok,kararlıyım,olmasada sonu varamasamda sana,
Anlatamasamda sevdamı sen bilirsin GAVSIM bu aciz insanı...


DURSUN ALİ ERZİNCANLI

 

 

11:09 - 26/8/2008 - Dostlarımızın Fikirleri {20} - Sizin Fikriniz Nedir?


Dermanım Allah Yunus Emre

Kategori: siir

 

 

 

Dermanım Allah

 

 

Tenimden canım süzülür,iki gözlerim süzülür
Dilim tetiği bozulur,Allah sana yalvaralım

Salacımı götürdüler,Musallaya yatırdılar
Görklü tekbir getirdiler,Allah sana yalvaralım

Varıp mülketime düşüp,indirdiler beni şeşip
Toprağım örterler eşip,Allah sana yalvaralım

Topraklara düşürdüler,el toprağa üşürdüler
Taşlar ile bastırdılar,Allah sana yalvaralım

Kaldım bir karanlık yerde,ayrığı varmaz o yerde
Sataştım bir acep derde,Allah sana yalvaralım

 

Yunus Emre

16:30 - 23/5/2008 - Dostlarımızın Fikirleri {8} - Sizin Fikriniz Nedir?


Sana Kalbimi Getirdim

Kategori: siir

Image Hosted by ImageShack.us


 

 

Sana Kalbimi Getirdim

Gecelerden sabahlara,
Karanlıklardan güneşlere doğru açılan
Yüreklerimizin perde aralıklarından süzülen,
Nur katreleriyle geldim kapına!

Ey rahmetiyle kalpleri evirip çeviren,
Sana kalbimi getirdim.
Ey kalpleri nuruyla sarıp okşayan!
Onulmaz günah yaraları ile
Kan revan kalbim avuçlarımda,
Kapına geldim.

"Selam olsun ömür seccadesini gönül dergahına serenlere"
Diyebilmeyi ne çok isterdim,
Biliyorum ne yüzüm var ,ne de hakkım.

Öğrendim ki dua, aşığın maşuğuna bir haber salmasıdır;
Bekleyiştir, iştiyakla, korkuyla, ümitle bekleyiştir.
Önünde bütün ruhumla secde edebilseydim.


VE O PİŞMANLIKLA
AFFET BİZİ RABBİM DİYEBİLSEYDİM.
GECENİN BU VAKTİN DE.

 

 

Alıntıdır..

 

 

 

 


15:49 - 22/5/2008 - Dostlarımızın Fikirleri {2} - Sizin Fikriniz Nedir?


Hazret-i Bilâl'in Ezânı (Menzilde sabah ezan sesi)

Kategori: siir

 

Hazret-i Bilâl’in Ezânı

 

Ümeyye bin Halef’in vardı zenci bir kölesi,

Bilâl’di ismi, sulardan güzeldi, gürdü sesi.

Rasûl’ün aşk ile cân attı Hakk’a dâvetine,

Ümeyye, kızdı bu parlak gönül hidâyetine.

«Ne hakla eyledin îman?» deyip de etti cefâ,

Bilâl’se her şeye rağmen özünde Hakk’a vefâ,

«Ehad, ehad» dedi şirkin alev alev közüne,

«O bir, O bir!» diye haykırdı müşriğin yüzüne!

Yatırdılar kuma kızgın harâretinde çölün,

Zayıf vücûdunu taşlarla ezdiler her gün...

Köpüklü, dişli ağızlarla sövdüler boyuna,

Yalaz yalaz nice kırbaçla dövdüler boyuna.

Garip Bilâl nice işkencelerle oldu yığın,

Ebûbekir, koşarak zor da olsa aldı satın.

Bu yolda harcadı Allâh için bütün varını,

Gözetti şevk ile yalnızca âhiret kârını.

Şerefle eyledi âzâd o çiğnenen köleyi,

Gönül huzûruna döndürdü bitmeyen çileyi…

Bu lutfa bin kere şükretti, bülbül oldu Bilâl,

Semâda yankılanan hür ezanla doldu Bilâl.

 

Gönülden eyledi teslim Nebî’ye kendini o,

Habîb-i Hazret’inin oldu baş müezzini o…

Nebî hayatta iken beş vakit ezân okudu,

Yanık sedâ ile tevhîdi öyle bir dokudu;

Şu kubbe kubbe dokuz gökte yankılandı sesi,

Kavurdu herkesi, son Arş’a dek çıkan nefesi…

Nebî’yi seyrederekten ezâna başladı mı,

Sağır kulak bile dinlerdi savt-ı İslâm’ı.

Vefât edince fakat Can Hilâli Peygamber,

O an Bilâl’i de susturdu tâ derunda keder!

Cıvıl cıvıl şakımak bitti, başka hâl oldu,

Cihanda gür sesi, dilsiz misâli lâl oldu…

Tıkandı içli Bilâl’in gürül gürül nefesi,

Tükendi yetmedi artık yanık ezâna sesi…

 

Onun ezânına hasret Ebûbekir bir gün,

Biraz sitem dolu bir sesle, gönlü pek üzgün,

«Aman Bilâl, dedi; geçmişte hiç mi yok hatırım?

Çıkıp ezân okumazsan bugün buruk kalırım…»

Bilâl dediyse de: «Mümkün değil, sesim çıkmaz,

Rasûl’ü görmediğim an kesildi bende avaz!

Acıklı hâlimi bilmez misin ki aylardır,

Nefessizim, bana O’nsuz zaman mekân dardır.

Namâza durduğu mihrapta görmeyince O’nu,

Dayanmıyor yüreğim, anla hâl-i mecnûnu…»

Ebûbekir dedi: «Hasret bu, îtirâz etme,

Seninle çok hatırım var, bu denli nâz etme!»

Yanık Bilâl’i bu yangın talep de pek yaktı,

Yanık yorumladı ilk anda, iç çekip baktı;

 

Acıyla sordu: «Nedir yâ Ebâbekir, bu murâd?

Garip Bilâl’i bu yüzden mi eyledin âzâd?

Garip Bilâl’e nedir gamlı gamlı söylediğin?

Hüdâ rızâsı değil miydi dünkü eylediğin?»

Ebûbekir buna mahcûb olup özür diledi,

«Rızâ-yı Hak, dedi; elbette hürriyet senedi.

Fakat sahâbe de mâzur bu işte ben de Bilâl,

Senin ezânına hasret gönülde var mı vebal?

Eyâ Bilâl oku bir kerre Allah aşkına sen,

İnan ki çatlayacak gönlümüz bu hasretten…»

Bilâl üzüntülü bir sesle inleyip dedi ki:

«Ezâna çıkmaya her dem tamam derim belki,

Fakat yazık ki gücüm yok, bu denli etme sitem,

Yeter mi tâkat-i can, yâ Ebâbekir, bilemem!»

 

Durup ezâna niyetlendi kavrulan gönlü,

O anda âh ile hıçkırdı, görmeyince Gül’ü.

O hep, Rasûl’ü temâşâ edip okurdu ezan,

Fakat o Server’i mihrapta görmeyince, aman,

Düşüp yığıldı mübârek zemîne pelte gibi,

Firâk-ı Ahmed’e aslâ dayanmayan kalbi,

Diyordu yerde iniltiyle: «Yâ Rasûlâllah,

Yetim Bilâl’e medet eyle yâ Habîballah!»

Eşikte inledi bir hayli, taştı hicrânı,

Ezâna yetmedi bir türlü güç ve dermânı.

Bu hâle ağladı olgun Ebûbekir dedi ki:

«Bilâl, üzülme, bu hâlin senin, büyük mevkî!

Asıl ve öz değerindir bu aşk-ı Peygamber,

Ezan misâli sükûtun da şimdi ayrı hüner…»

Bilâl’e olmadı mümkün, toparlanıp okumak,

Ne çâre, yollara baş koydu gönlü hûn olarak;

Serinlesin diye kalbinde ayrılık ateşi,

Fetih seferlerinin oldu en yanık güneşi…

 

Ne yapsa dinmedi hicrânı, etti kalbini kül,

Yazık ki hiç şakımaz oldu en güzel bülbül!

Uçup hudutlara dek, durmadan cihâd etti,

Gün oldu, gönlü nihâyet, ezan murâd etti.

Vakit sabâh idi, Allah deyip o sâniyede,

Ezâna başladı, yer-gök uyandı Sûriye’de.

Dirildi sandı ahâlî o an Rasûlullâh,

Semâya çıktı selâmlar, yaşandı başka sabâh…

O Can Rasûl’ü o akşam rüyâda gördü Bilâl,

Yüzünde aynı tebessüm, buyurdu Nûr-i Hilâl:

«Eyâ Bilâl, nicedir gelmedin ziyâretime,

Uyandığında revân ol diyâr-ı cennetime!»

Bilâl o anda figān etti: «Yâ Habîballâh!»

Hemence çıktı yataktan deyip de: «Yâ Allâh!»

Tutuştu hasreti kat kat, kılıncı girdi kına,

Yöneldi, doğru, hemencek Medîne yollarına...

Ulaştı bir gece vaktinde gizli, sessizce,

Ve sürdü Ravza’ya yüz, âdetâ nefessizce.

Devamlı ağladı tâ fecre dek firâkından,

Meğer Bilâl’i nasıl dağlamıştı son hicran.

Eşikte dert ile yalvardı: «Yâ Rasûlâllah,

Ne tatlı günlerimiz vardı yâ Rasûlâllah!

Bakışların nazar eylerdi beş vakitte bana,

Selâm alır doyamazdım selâm verince Sana!

Koşup huzûruna her bapta yâ Rasûlâllah,

Dalar cemâline mihrapta yâ Rasûlâllah,

Coşup Sen’inle okurdum ezânı Ravza’da ben,

Sesim kısıldı Efendim, bugünkü gurbetten!

 

Dayanmıyor yüreğim, ıstırâb-ı hasretine,

Huzurda perdeyi kaldır, bu içli ümmetine!..»

Niyâz içinde Bilâl’in tıkandı feryâdı,

Görür müyüm diyerek baktı, baktı hıçkırdı…

Ve nemli, kırmızı gözlerle yer öpüp kapıdan,

Usulca ayrılacakken gelenler oldu o an.

Hasan’dı önde gelen, arkasında hem Hüseyin,

Görünce onları derhal kucaklayıp gamgin,

«Nebîmin ey iki göz nûru siz!» deyip de dili,

Eşikte kaldı Bilâl, iştiyâkı besbelli.

Bağında gülleri seyretti, hal hatır sordu,

Gelince vakt-i ezan, lâl olup Bilâl durdu.

«İzin verin, dedi birden; görünmeden gideyim.»

«Hayır» dedikçe o güller, diyordu: «Ben gideyim!»

Nebî torunları ısrarla «Yâ Bilâl!» dediler;

«Senin ezânına hasret, gönül gönül bu seher.

Nebî için biliriz derd-i firkatin pek çok,

Ezâna, yoksa O mihrapta, tâkatin hiç yok!

Fakat yakıp da bu hicran, kavurdu gönlümüzü,

Bugün ezanla hatırlat o ay misâli yüzü…

Eyâ Bilâl, bu sefer gel, bizim için kerem et,

Ezâna çık ne olur, bayram eylesin ümmet!»

Bu arzu öyle yürektendi, öyle candandı,

Tutuk sadâsı Bilâl’in çözüldü, canlandı.

Bilâl ki, Ahmed’e medyundu ömrünün varını,

Nasıl kırardı O Peygamber’in torunlarını!

Sonunda «Yâ Hüseyin, yâ Hasan, tamam!» diyerek,

Ezan mahalline râm oldu; «Yâ selâm!» diyerek.

 

Yanıklığıyla geçen yılların buhârı ile,

İçin için o buhârın alevli nârı ile,

O bağda her teli kavruk sesiyle, evvelki

Yanık ezânına hicranla öyle başladı ki,

Bütün Medîne o an çalkalandı feryatla,

Yöneldi Ravza’ya erkek-kadın, döküldü yola.

Sadâsı taştı Bilâl’in, tutuştu şevk ile o,

Deyince bir daha «Allâhü ekber» aşk ile o,

 

Avaz avaz dedi her sîne, her sedâ; lebbeyk,

Dedirtiyordu Bilâl’den taşan nidâ; lebbeyk!

Deyince «Eşhedü en-lâilâhe illâllâh»

Dirildi sandı ahâlî, o an Rasûlullâh…

Medet figanları yükseldi her sokakta göğe,

Açıldı her kapının bağrı, her konakta göğe…

Yerinden oynadı yerler, Bilâl edince devam,

Bir ân içinde hemen doldu taştı Bâb-ı Selâm.

Sahâbe pür heyecan, tâbiîn de pür heyecan,

«Bu can Rasûl’e fedâdır!» diyordu her bir can.

Çağıldadıkça Bilâl’in sadâsı döndü neye,

Sonunda başladı hicrân içinde titremeye.

Ve «Eşhed’enne Muhammed» deyince bitti mecâl,

Kısıldı gür sesi, Allah deyip de düştü Bilâl…

Bu oldu Ravza-i Ahmed’de son ezânı onun,

O hoş ezânı duyun, beş vakit namâza koşun!

 

Bu iştiyak dolu sevdâyı anlayan, Seyrî,

Atar mı aşk-ı Muhammed’de bir adım eğri?

 

Vezni: mefâilün/feilâtün/mefâilün/ feilün (fa’lün)

Sızıntı Dergisinden... 

 

 

 

 

 

10:34 - 22/3/2008 - Dostlarımızın Fikirleri {22} - Sizin Fikriniz Nedir?


"SENİ ÇAĞIRIR" Pir Mehmed 19.Y.Y.

Kategori: siir

 

 

 

SENİ ÇAĞIRIR

 

Yolcu oldum yola düştüm
Yollarım seni çağırır
Bülbül oldum güle düştüm
Güllerim seni çağırır
Bulutlayın göğe ağdım
Yağmurlayın yere yağdım
Gözlerimden çok yaş döktüm
Sellerim seni çağırır
Çok zaman toprakta yattım
Türlü çiçek olup bittim
Arılayın çok bal ettim
Ballarım seni çağırır
Bu hana mihman gelmişim
Gâh ağlayup gâh gülmüşüm
Bahr-i ummana dalmışım
Göllerim seni çağırır
Pir Mehmed’im aşka düştü
Aşk dalgası hadden aştı
Virdimize “yâ Hak” düştü
Dillerim seni […]

 

Pir Mehmed 19.Y.Y

 

 

11:45 - 18/3/2008 - Dostlarımızın Fikirleri {yok} - Sizin Fikriniz Nedir?


Sonraki Sayfa
Yeni Sayfa 3



Google Pagerank Checker Hakkımda
Gözler sözleri anlatır, sözler özleri anlatır, kaybedilmiş özü kazanmak icin işe gözden başlanmalıdır.Tasavvuf bir yaşamdır, tasavvuf oldukça insan yaşar, insan yaşadıkça tasavvuf var olur. Tasavufta ancak hayanızla yürüyebilir, takvanızla yaşayabilir, edebinizle oturabilirsiniz. Aksi takdirde yaşarken ölürsünüz.
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
FERZÂNE
MENZİL NET
SEMERKAND DERGİSİ
SON PEYGAMBER
TEVBE KAPISI
HAYKIRIŞ İSLAMİ FORUM
HACEGÂN İLAHİ GRUBU
DURSUN ALİ ERZİNCANLİ
SEMERKAND AİLEM
KALP HUZURU
MUSLUMAN GENC
RADYO ONBEŞ
Sultanlar Diyarı

Kategoriler
Boomp3.comSon Yazılar
- FİLİSTİN İNTİFADA NACİ EL ALİ
- S.Ihsan Erol´dan GAFLET sohbeti:
- MUSTAFA YILMAZ SUSUZ ÇÖLLERDEYİM
- SANA DAİR Dursun Ali Erzincanlı
- KALBİN GECE UYANIŞI TEHECCÜD
- Gülistan Dergisi Muhammed Yıldız
- MİRAÇ NE ZAMAN VE NE ZAMAN GERÇEKLEŞTİ? MİRAÇ NEDİR?
- O’na Dönsün Yüzün Mehmet IŞIK SEMERKAND DERGİSİ
- Başlıksız
- Zemzemin faydaları nedir, nasıl içilir? Zemzem suyu nasıl bulund
- Seyyid Abdülhakim EL-Hüseyni (K.S)
- GÜL SULTAN
- OSMANLI PADİŞAHLARI
- Cancağızım
- Dermanım Allah Yunus Emre
- Kara Yüzüm Emrullah Coşkun
- ESMÂ-ÜL HÜSNÂ VE ANLAMLARI
- Sana Kalbimi Getirdim
- Mektubat-ı İmam Rabbanî k.s.’den Tasavvufun Maksadı Ali Ka
- Kaside-i Nakşi Menzil Net Tasavvufi Yazılar
Cansofi

Ziyaretçi Defterimizi Okuyunuz

Ziyaretçi Defterimize Yazınız

CANDOSTLARIMIZ
Google
Untitled Document