Bu mübarek hadis-i şerifinde Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz, bütün insanlık için bir güven ve huzur kapısı olabilecek bir prensibi son derece veciz şekilde ifade buyuruyor. Bu prensip de sözünün kişiyi yükümlü kılmasıdır. Buna göre verilen bir söz, mutlaka yerine getirilmesi gereken bir ödev, ödenmesi gereken bir borçtur.
Bu hadis-i şerifsanki sözün artık değerinin kalmadığı, üç beş imzalı belgelerin bile kolayca göz ardı edilebildiği bugünün dünyasına bir hatırlatmadır. Mümin kişi yalan söylemez, sözünün eridir. Ya tutamayacağı sözü vermez, ya verdiği sözü tutar. Bu onun en temel ahlâkî özelliğidir. Bilir ki sözde bir hak vardır ve muhatabiyla helalleşmedikçe o hak boynunda asılı kalacaktır.
Çağımızın son derece önemli bir sosyal yarası olan “güven krizi”ni tedavi çabasında bu nebevi uyarı hatırlanmalı ve layık olduğu üzere baş tacı edilmelidir.
Bu yazının niçin yazıldığını başlığını görünce zaten tahmin etmiş olmalısınız.
Konu söz vermek ve verilen sözün arkasında olmak..!
Aslında küçük yaşlarda hiç anlam veremediğimiz şeyler, şimdi hayatımızın bir parçası olmuş durumda. O zamanlar önemsenmeyen olgular, bugünün yaşamında bir sistem haline geldi. Gerçi benim gibi, bir çok insan da “ nasıl olur da böyle olur “ diyor, ama öyle de yaşamak zorunda kalıyor.
Evet anlatmak istediğim toplumsal değerlerden biri de söz vermektir.
Ne demektir söz vermek ?.
Bu sözcük neyi ifade eder ?
Kimler söz verebilir ?..
Söz verildiğinde, mutlaka tutulması gerekir mi?..
Hangi şartlarda insan sözünden dönebilir?..
Bir düşünceyi, duyguyu yansıtmak için söylenmiş olan bir şeydir söz.
Ve doğal olarak sözler, tutulmak için verilir. Tatminkâr olmayan vaadler, zaten verilmiş kabul edilemez. Sözünü tutan kişi, belirli bir ahlâka sahip,etik duygulara önem verendir.
Sözün verilmesinde bir mantık, düzen, belirlilik, vardır. Koşulların gözden geçirilmesi, yeni düzenlemelerin yapılması gibi...
İnsanın, kendi kendine verdiği sözler de vardır.
- Bir daha yapmayacağım...
- Sigarayı bırakıyorum...
- Mutlaka zayıflayacağım, nevinden...
Ne var ki, insan, çoğu zaman kendine olan saygısını kaybetmeyi göze alıp,bir bahane bularak verdiği sözden dönmekte ve eyleme geçirememektedir....
Mistik bağların açıklanması ve kuvvetlenmesi yine söz de durmakla olur.
Zira insanın yaşama azmini ve isteğini büyütür. Söz veren insanlar olduğu sürece, hayallerin yeniden canlandığını görebiliriz.
Söz vermek, zirveye yaklaşmak, doğru adrese adım atmaktır.
Herhangi bir basit olayın, ölüm/kalım,gurur/hıyanet/ delalet meselesi haline getirildiği toplum yaşamında, insanların “söz” lerine önem vermesi ve tutması oldukça ilginç bir tablo ortaya koymaktadır. Gerçeklerin söylenmediği, verilen vaadlerin tutulmadığı yerde küreselleşme anlayışı beklenemez. Sözle; ancak kültürel görelilik sınıf değiştirebilir.
Bir film şeridi gibi akıp giden hayatın önemli vurgularından biri de sanırım verilen sözlerdir. İnsanın dağılıp, dökülmeden yaşamasına, yeniden canlanmasına sebep olabilecek bir etkendir sözlerin tutulmuş olması...
Yerinde kullanılamayan ve sonrasında devam eden vaadler,önyargılı olmanın temel sebepleri arasında sayılabilir.
Söz verip de tutamayanın aklına, içini kemiren sorular gelir.
"Niçin tutamadım?“
“Niçin başaramadım?“
Sözde durmak kişiliği, kişilik ahlakını, ahlak da toplumsal işlevi aksettirir. Bireysel ahlak terk edilip, Allahın Ahlâkına, yani mekârimi ahlâka ulaşılması zorunludur.
Bu boyutsal değişim sırasında bireyin kullandığı ve verdiği sözler çok önemlidir.
Söz verme ve sözünde durmanın çok açık örneklemesi, mistisizmin temel taşları olarak bilinen, renksiz bir yaşama sahip
“ Evliya zümresinde “ görülüyor..
Verilen sözün dışına taşılması veya bir başka hale dönüşmesi, olayların akışı ile değişebilir.
Bu değişiklik sözde durmamak anlamına gelmez. Değişiklikler makul karşılanmalıdır.
“Ama hayati bir konuda can alıcı, baskın bir söz asla değişmemelidir “
Toplumun, “kişiliksiz“ diye tanımladığı bireylerin, bu nitelendirilmelerinin ardında eyleme dönüşmeyen vaad edilen sözlerin olduğunu düşünebilmek, sanırım doğru olur.
Verilen vaadlerin içeriğini yansıtma hususunda
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: " Münafığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, vaad ettiği vakit vaadinde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiği zaman, hıyanetlik eder."
Umutsuzluk, çaresizlik, karamsarlığın kol gezdiği, ipin ucunun kaçtığı ve her gün biraz daha çirkinleşen günümüz dünyasında ve günümüz ilişkilerinde verilmiş bir sözün ne denli önemli olduğunu varın siz anlayın.
Sözü veren, uzağı görmüş, bir bakıma avantaj yakalamış, kendine güven kazanmıştır.
Aslında hayatı ilginç ve yaşanabilir kılan şeyin, söz verme yetisi olduğunu düşünüyorum.