| Gül Düşünürsen Gülistan Olursun, Diken Düşünüren Dikenlik Olursun Mevlâna K.s. |
VE ZİKİR (O VE BEN)VE ZİKİR Rabıta ile beraber, onun ayrılmaz yakını halinde “zikir” geliyor. Ağaçla yemişi, istiridyeyle incisi gemiyle pusulası; ve peşinden derya… Fakat bu, zikrin, âlet değil, râbıtayla kemal bulmuş tesir ve keyfiyet cephesi… Bu türlü zikrin açtığı deryayı, kalemlerinden çıkma bir mektubun bazı satırlarından süzmeye çalışalım: “-Zikir ve zikrin tesiri bir denizdir. Bir deniz ki, kimse dibine varamamıştır. Dalgalı bir derya ki, dünya onun tek dalgasını görmüyor… Dünyayı kavrayan bir okyanus ki onu kuşatmaya kâinatın gücü yetmez. Nihayetine kimsenin erişemiyeceği bir âlem… Her zerreye nüfuz etmiş, sızmış sahilsiz bir ummân… Zikir zikredenlerin kalblerinde doğan bir hâl ki, söylemesi, yazması, bildirmesi imkânsız… Allah’ı bilen kimsenin, dili söylemez olur; kelime bulamaz ki Anlatabilsin… Şaşırır kalır; dünyadan ve insanlardan haberi olmaz. Zikredilen Allah olduğu gibi, zikreden de ancak odur. Kendini yine ancak kendisi zikredebilir… Mahlukların, onu zikredebilmek haddine mi düşmüş?... Ancak İlâhi sıfatlarıyla sıfatlanması için yarattığı insana kendisini zikretmesini emretmiştir ki herkes, yaradılışındaki kabiliyeti derecesinde o nihayetsiz, dalgalı denizden bir şeyler, bir teselli bulsun, rahata kavuşsun… Veysel Kârani, o deryanın bir damlasıyla teselli buldu. Cüneyd o denizden bir avuç suyla doymuş kanmıştır. Abdülkâdir (Geylâni), o denizin ancak kenarına varabilmiştir. Muhiddin (Arabi) ise diplerden çıkarılmış bir cevherle övünür.İmam-ı Rabbâni o denizden büyük pay almıştır.” Buraya kadar en büyük velilerin dereceleriyle bir arada ve kelâmın son haddiyle anlatılan zikir keyfiyeti, daha sonra, zikrin akıl perdesinde nihai hakikatine kadar yükseliyor ve şöyle çerçeveleniyor: “- Allah kelimesini teşkile hizmet eden (elif), (lâm) ve (he) harfleri, bu muazzam kelimenin işaret ettiği hiçbirşeye benzemeyen Zâtı anlatmaya alet ve vasıtalardır. Bunları söylemek zikir değildir, zikir bu kelimenin neticesi, semeresi olan bir hal ve keyfiyet… Bu kelimeye zikr denilmesi mecaz yoliyledir, hakiki mânâ ile değil… Bunun gibi, Tevhid kelimesi de zikrin kendisi değildir. Ancak telâffuzu ve mânası bakımından zikre âlettir. Zikir, Kelimenin ve bu ibarenin kalb ile tekrarından doğan bir haldir ki doğması bu kelime ve bu ibareye bağlı…” Büyük Kapının râbıta denizi içindeki inci zikri, kapalı dudakladır. Gizli zikir…Çarşıda, pazarda, evde, işde, herkes sizi şunu veya bunu yapar görürken; zikir… Zaten herkes ve her şey, bilmeden zikirde… Üstad Necip Fazıl Kısakürek; “O ve ben” eseri 161-162 s. 11:35 - 30/4/2007 - yorum yaz
|
Gözler sözleri anlatır, sözler özleri anlatır, kaybedilmiş özü kazanmak icin işe gözden başlanmalıdır.Tasavvuf bir yaşamdır, tasavvuf oldukça insan yaşar, insan yaşadıkça tasavvuf var olur. Tasavufta ancak hayanızla yürüyebilir, takvanızla yaşayabilir, edebinizle oturabilirsiniz. Aksi takdirde yaşarken ölürsünüz. Ana Sayfa Profilim Arşiv FERZÂNE MENZİL NET SEMERKAND DERGİSİ SON PEYGAMBER TEVBE KAPISI HAYKIRIŞ İSLAMİ FORUM HACEGÂN İLAHİ GRUBU DURSUN ALİ ERZİNCANLİ SEMERKAND AİLEM KALP HUZURU MUSLUMAN GENC RADYO ONBEŞ ![]()
|